5 Ocak 2017 Perşembe

nereye gittiğimi bilmeden saatlerce kürek çektim.başka ne yapacağımı bilmiyordum.hiçbir şey yapmamak da mümkün değildi.bazen hiçbir şey yapmamak bile dünyanın en zor şeyi olabiliyordu.o yüzden saatlerce kürek çektim.sadece bir şey yapmış olmak için belki belki sadece düşünmek için ya da düşünmemek.aklıma öptüğüm kızlar geldi.sonra başka şeyler mesele ilkokul anılarım ve sonrası.ıssız koyun ortasında kendi kendime oturuyordum.hiçbir yere çok yakın değildim mesela en yakın ada bile günlerce mesafedeydi ama çok uzakta değildim dünyadan hala yumurta yiyordum mesela insanlar dünyanın sonu da gelse yumurta yiyecek diye düşündüm dünyanın bu ıssız köşesine gelmiş her şeyden kaçmıştım ama hala karnım acıkıyordu.insan aslında güzel kelimelerle süslenmiş bir hayvandan öte bir şey değil diye düşündüm sonra kendi kendime bunun doğru olmadığını düşündüm. burada oturuyor ve hiçbir şey yapmıyordum hava biraz aydınlık olsa ve beni gören birileri olsa adam kürek çekiyor ya da adam balık tutuyor filan diye düşüneceklerdi belki ama aslında hiçbir şey yapmıyordum.belki bu da bir iş sayılırdı

8 Haziran 2016 Çarşamba

kuş

etrafında hiçkimse yoktu.tam da istediği gibi.soğuk soğuk bir rüzgar esiyordu.ama üşümüyordu.kanatlarını açıp rahat rahat süzülebilirdi.ya da bir şeyler yiyebilirdi.ama canı hiçbir şey istemiyordu.burada bu ağacın üstünde gerçekten istediği her şeye sahipti hatta neredeyse özgürdü.özgürlüğe en yakın hissettiği an bu ağacın üstünde tünemiş adayı ve denizi izlerkenki haliydi.aşırı derecede mutlu sayılmazdı.hani öyle çok neşeli yerinde duramayan kıpır kıpır artık daha ne deniyorsa işte öyle bir hali yoktu.son derece sakindi ama tam da olmak istediği yerdeydi huzurulu hissesdiyordu.rüzgar hala hafif hafif esiyordu

13 Mayıs 2016 Cuma

manastır

adnanın ortalarında denizin karanın içine iyice sokulduğu bir yer vardı.bu koyun tam ortasında küçücük bir ada bulunuyordu.adanın üstünde yıkıntı halde bir manastır iskeleti vardı.koydaki küçük plajda yarı çıplak oturmuş manastırı izliyordu.aslında buraya tam olarak kumsal denilemezdi,oldukça taşlık bir yerdi.kurumuş yosunlar ve sigara izmiritleri buranın ücretsiz bir plaj olduğunu hatırlatıyordu sık sık.her neyse işte denizin tam kenarında oturmuş karşıdaki manastıra bakıyordu.mistik hatta şiirsel bir manzaraydı bu.küçücük adanın ortasında bir zamanlar heybetli neredeyse üstünde bulunduğu adadan daha büyük bir yapının hayaletiydi izlediği.arkada deniz ve gökyüzünün birbirine karıştığı bir mavilik,manastırı sonsuzluğun girişinde duran bir nesneye çeviriyordu. binlerce yıl önce krallardan imparatırlardan sultanlardan bazen de kendilerinden kaçıp bu manastıra sığınan kadın ve erkekleri düşündü.mora despotunun eşcinsel oğlu ya da trabzon imparatorunun akkoyunlu prensiyle evlenmek istemediği için buraya kapatılan kızı olduğunu hayal ederken birden aklına kendi hayatı geldi.otuzlarındaydı ve işsizdi.hayatta istediği hiçbir şey istediği gibi gitmemişti ve essas kötü olan belli bir yaştan sonra artık geri dönüp bunları düzeltecek vakti kalmamasıydı insanın.romalıu ünlü bir generalin lafını düşündü kötü bir planın alternatifi yoktur.gerçekten alternatifi olmayan kötü bir plan gibiydi.ve şu anda üstünde mayosu doğu hristiyanlığı bu bölgeden yüz yıl önce silindiği için şu anda bakımsızlıktan çürümekte olan manastıra bakıyor ve kendi hakkında derin düşüncelere dalıyordu.adeta mistik bir yolculuktu bu.

8 Mayıs 2016 Pazar

mutluluk

yazar sadece yazar.biz normal insanların trajedileri küçük birer kağıt parçası gibi kayıp giden hayatları onun için sadece bir iştir.yazar yazar ve ödemesini alır faturalarını yatırır ve yine yazar.biz ise öksüre öksüre ciğerlerimiz sigara dumanıyla çürüye çürüye hayatlarımızı yaşamaya devam ederiz.ya da yaşamaya çalışmaya.ya da bir hayata sahip olmaya. yıllar önce henüz küçük bir çocukken büyüyünce yaşlanınca daha olgun bir insan olacağımı düşünmüştüm.sadece benim değil herkesin de. yaşım hala çok geç olmamakla birlikte aslında yaşlandıkça herhangi bir şeyin değişmediğini daha olgun tanrıya daha yakın ya da herhangi bir cevaba daha yakın olmadığımı görüyorum.bir sır yok.keşfedilmeyi bekleyen bir şey yok.veya var.ama bu olgunluğu bu "ermişliği" yaşlılıkla kazanma gibi bir şey yok. küçüklükten beri kendime sorular sorarım.hala da soruyorum.ama şimdi biraz daha bilgili olmakla beraber her şeyi çözmenin yakınında bile değilim.sorularımın çoğuna da yanıt bulamadım çünkü sonları yok gibi.belki bunlar soru bile değil. eski bilgelerin ermişlerin bulup da benim bulamadığım bir şey var mı diye hala merak ederim.en azından doğru soruları mı soruyorum acaba. sadece sorular sormuyorum okuyorum belki her defasında eskisinden daha az cahil biri oluyorum ama nihai bir sonuca her şeye anlama katacak büyük bir hakikate uzağım. belki yazsam bir şeyler aydınlanabilir.ama sadece bir yazar olmaktan korkuyorum.uzun uzun bir manzarayı ya da bir kadını tasvir edebilirim hatta o kadınının neler yaşadığını neler hissettiğini bütün psikolojik girdaplarını inci gibi kağıda dökebilirim tıpkı eski rus romancılar gibi. ama yine de hala o esas sorunun çok uzağında olurum.bilmiyorum belki de hayatımızı anlamlandıran bir "esas sorun" da yoktur.sadece yuvarlanıp gidiyor da olabiliriz.ya da varoluşçuların dediği gibi hayata kendimize benliğimize anlam katacak hatta "ben"imizi yaratacak olan da bizleriz.bilemiyorum.bildiğim tek şey anlamsız ve takıntılı bir halde yaşamaya çalıştığım. küçükken yaşamanın sonu gelmez bir acı çekme süreci olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum.belki ben çok mutsuz bir çocuktum.belki de yaşamak gerçekten çok güzel bir şey.bazen yaşamanın nasıl bir şey olduğunu düşünürken yaşamımın çoğunu harcadığımı düşünüyorum.

20 Nisan 2016 Çarşamba

ada

adaya ilk kez yıllar önce turist olarak gelmişti.pek tanımadığı bir kızla birkaç gün bir pansiyonda kalmışlar biraz öpüşmüşlerdi.kızın pantolonunu asla çıkarmadığını hatırlıyordu sadece.bikaç hafta çıkmışlar sahil beldelerinde gezmişlerdi.birkaç yıl sonra iflas etmiş arabasını evini her şeyini satmıştı.şimdi bu adaya tekrar geliyordu.bu sefer bir turist olarak değil bir evsiz olarak.neden bu adayı seçtiğini de hatırlamıyordu açıkçası.yaşadığı şehre de uzaktı.aslında ülkenin bu yerlerini hiç bilmiyordu. ada merkezinde küçük bir kasaba vardı kuzeye gittikçe ada daralıyordu ilerde birkaç köy vardı.ada sakinleri ne kadar umursamaz insanlar diye düşünmüştü.çünkü köylere sadece birinci köy ikinci köy üçüncü köy gibi sıradan hikayesi olmayan duygusuz isimler kurmuşlardı. adanın yabancı yerlileri onyıllar önce yaşanan savaşlarda ya ölmüş ya da adayı terk etmiş gelenler de köylere tekrar isim vermeye gerek duymamış. üçüncü köyün olduğu yer galiba koruma bölgesi gibi bişeydi burdaki evler aslında bunlara ev demek bile güçtü barakalar diyelim o kadar bakımsız ve yıkık haldeydi ki sanki yüz yıl önce yaşanmış savaş burada hala devam ediyor gibiydi.adalıların bu evleri tamir etmesi yasaktı galiba çünkü doğla parkın içinde kalıyordu. üçüncü köyün sakinleri gerçekten dışlanımış insanlardı etnik azınlıklar evsizler işsiz güçsüzler... ikinci köyün oralarda turistik tesisler filan vardı.havalı butik oteller hippi tarzı adamların takıldığı kamplar filan.buralarda pek ev de yoktu.parası yetmezdi olsa da.üçüncü köye geldi bu yüzden.yolculuğun çoğunda otostop çekti.sonra zeytin ağaçlarının ortasında terk edilmiş bir barakaya yerleşti ve uyudu. artık bir aydır adada yaşıyordu.pek kimseyle konuşmuyordu.haftada bir yürüyerek merkeze iniyor yumurta filan alıyordu.kısa hikayeler yazmaya çalışıyordu.ama çok geçmeden sıkılıyordu hepsinden.resim çizme yeteneği yoktu.malzemesi de.keşke resim çizmeyi öğrenseydim diye düşündü.belki de yeteneği vardı.küçükken derslerde karikatür çizerdi hep.hatta bu yüzden sık sık azarlanırdı.bu arada adanın manzarası gerçekten çok güzeldi.etrafında yüzlerce küçük ada daha vardı.ortalarında ise sonsuzluk gibi uzanan masmavi bir deniz.burda sonsuza kadar yaşabilirim belki diye düşündü.ama parası yavaş yavaş bitiyordu.evsiz bile olsanız paraya ihtiyacınız oluyor.garipti bu.kafasında evsizleri hiçbir şeye hitiyacı olmayan hayattan tamamen kopmuş insanlar olarak düşünürdü.ama her gün ekmek ya da yumurta alması gerekiyordu.bazı geceler üşüyordu.etrafındaki herkes de onun gibiydi diğer evsizler ya da mülteciler sürekli etrafta yenilecek bir şey arayarak ya da dilenerek hayatta kalmaya çalışıyorlardı.gerçek özgürlük bu değil diye düşündü.hayatta hiçbir amacı kalmamıştı.ama canına da kıymak istemezdi.çünkü canı acırdı.hiç parası yoktu.evi yoktu.hiçbir şeyi yoktu.

26 Ekim 2014 Pazar

fiat bravo incelemesi


bu haftaki otomobilimiz fiatın c segmentindeki hatchbacki fiat bravo.araba neredeyse üretimden kalkmak üzere sen daha yeni mi inceliyosun dediğinizi duyar gibiyim.napayım memur maaşıyla anca beş yıl sonra bir tanesine sahip olabildim
araba hakkında kısa kısa notlar
fiyatı pahalı.bu yüzden pek satılmadı.fiatın buna çok benzeyen ve neredeyse yarı fiyatına sattığı punto gibi bir alternatifi varken bu durum çok şaşırtıcı değil.açıkçası bu segmentteki rakipleri de (seat leon ww golf vb) göz önüne alınırsa bu fahiş fiyatla fazla satmaması normal.yurt dışında da durum pek farklı değil.fiat bu modelden istediği satış rakamlarına ulaşamadı.zaten bu sene üretimine son veriliyor
bu arada incelediğimiz araç ikinci nesil (2008 sonrası fiat bravo) karışıklık olmasın
gelelim motora.1400 cclik turbo benzinli bi ünite kullanılmış gerçekten çok başarılı 150 beygir güç almış fiat bu motordan ki şişirme rakamlardan da bahsetmiyoruz gerçekten güçlü canlı bi motor bu ben açıkçası turbo makinalara karşı biraz önyargılıyımdır hiç bi zaman atmosferik bi motordan alınan güçle turbo beslemeli bi motordan alınan gücün kağıt üzerinde aynı gözükse de gerçekten öyle olmadığını düşünürüm çünkü her devirde aynı gücü almak zordur turbolarda buna benzer bazı şeylerden ötürü turbolara karşı biraz önyargılıyımdır.daha doğrusu öyleydim
motor gerçekten başarılı ancak tüketim pek o kadar değil
şehir içi 9 litre gibi rakamlar söz konusu gerçi bunda kullandığım sport modelin geniş yanaklı lastiklerinin de payı var ama yine de şehir içi 8 litrenin altını göreceğini sanmıyorum
fiat multiair ile t jetteki bu tüketim sıkıntısını çözmüş gibi görünüyor.bu arada benim kullandığım t jet
fiatın c platformu üzerine üretilen araç fiat stilo lancia delta ile aynı platformu paylaşıyor alfa romeo guilettada ise yanlış bilmiyorsam c plus platform kullnılıyor ama sonuçta ona yakın bi sürüş deneyimi olduğunu tahmin ediyorum
araç çok başarılı muhteşem çizgilere sahip ama dediğim gibi fazla tutulmamış hakkı yenmiş bi araba
c segmenti rekabetin çok yüksek olduğu bi yer alternatifler çok güçlü bi de daha önce dediğim gibi fiatın puntosu bu araca çok benziyor ve yarı fiyatı
fiatın ülkemizde biraz traktör markası kalitesiz filan diye anılması (türk pazarına genellikle ekonomik modellerini sürdüğü için) bir diğer dezavantaj
yine ülkemizin maksimum faydacı otomobil anlayışı (aslında her şeyimizde bu faydacılık var biraz) nedeniyle sedan kasaların daha çok tutulması
pek çok nedenle pek satılmadı ikinci eli düşük 20 30 bin lira arasına gayet donanımlı bi modelini alıp gönül rahatlılığıyla kullanabilirsiniz tavsiye ederim
herşeyden önce tipi çok güzel ülkemizde şekil genç arabası olarak bilinen c sınıfı hatchbacklar içinde güzel bi alternatif

23 Ekim 2014 Perşembe

üçüncü gün

o uzun ve yorucu düşten uyandığında eğer üç gün içinde tanrıyla konuşmazsa öleceğini biliyordu.neden ve nasıl olduğu hakkında bir fikri yoktu ama biliyordu işte.ve bu üç gün boyunca gözünü bir saniye bile yummayacağını da.
önce nereden başlaması gerektiğini bulmalıydı.kafasını biraz toplamak için mutfağa yöneldi kahve yapmaya.bi kahve içtikten sonra sessiz sakin bir yere gidip biraz düşünmeliydi.bir ihtimal kanlıcaya yanına bir sürü de kitap alması gerektiğini fark etti.sonra şu hoşlandığı kız geldi aklına.bugün onunla görüşse miydi acaba.yok hiç zamanı değildi
ketılda su yavaş yavaş ısınırken ilaçlarıyla uğurlu atkısını aramaya koyuldu.onlar olmadan apartmandan çıkamazdı
bir kalem ve kağıda da ihtiyacı olacaktı.belki hayatını gözden geçirmesi gerekebilirdi
geçen yaz o kısa boylu kız çin kestiği sol bileğinden dolayı hala pek iyi yazamıyordu ama ufak tefek başlıklar not alabilirdi