26 Ekim 2014 Pazar

fiat bravo incelemesi


bu haftaki otomobilimiz fiatın c segmentindeki hatchbacki fiat bravo.araba neredeyse üretimden kalkmak üzere sen daha yeni mi inceliyosun dediğinizi duyar gibiyim.napayım memur maaşıyla anca beş yıl sonra bir tanesine sahip olabildim
araba hakkında kısa kısa notlar
fiyatı pahalı.bu yüzden pek satılmadı.fiatın buna çok benzeyen ve neredeyse yarı fiyatına sattığı punto gibi bir alternatifi varken bu durum çok şaşırtıcı değil.açıkçası bu segmentteki rakipleri de (seat leon ww golf vb) göz önüne alınırsa bu fahiş fiyatla fazla satmaması normal.yurt dışında da durum pek farklı değil.fiat bu modelden istediği satış rakamlarına ulaşamadı.zaten bu sene üretimine son veriliyor
bu arada incelediğimiz araç ikinci nesil (2008 sonrası fiat bravo) karışıklık olmasın
gelelim motora.1400 cclik turbo benzinli bi ünite kullanılmış gerçekten çok başarılı 150 beygir güç almış fiat bu motordan ki şişirme rakamlardan da bahsetmiyoruz gerçekten güçlü canlı bi motor bu ben açıkçası turbo makinalara karşı biraz önyargılıyımdır hiç bi zaman atmosferik bi motordan alınan güçle turbo beslemeli bi motordan alınan gücün kağıt üzerinde aynı gözükse de gerçekten öyle olmadığını düşünürüm çünkü her devirde aynı gücü almak zordur turbolarda buna benzer bazı şeylerden ötürü turbolara karşı biraz önyargılıyımdır.daha doğrusu öyleydim
motor gerçekten başarılı ancak tüketim pek o kadar değil
şehir içi 9 litre gibi rakamlar söz konusu gerçi bunda kullandığım sport modelin geniş yanaklı lastiklerinin de payı var ama yine de şehir içi 8 litrenin altını göreceğini sanmıyorum
fiat multiair ile t jetteki bu tüketim sıkıntısını çözmüş gibi görünüyor.bu arada benim kullandığım t jet
fiatın c platformu üzerine üretilen araç fiat stilo lancia delta ile aynı platformu paylaşıyor alfa romeo guilettada ise yanlış bilmiyorsam c plus platform kullnılıyor ama sonuçta ona yakın bi sürüş deneyimi olduğunu tahmin ediyorum
araç çok başarılı muhteşem çizgilere sahip ama dediğim gibi fazla tutulmamış hakkı yenmiş bi araba
c segmenti rekabetin çok yüksek olduğu bi yer alternatifler çok güçlü bi de daha önce dediğim gibi fiatın puntosu bu araca çok benziyor ve yarı fiyatı
fiatın ülkemizde biraz traktör markası kalitesiz filan diye anılması (türk pazarına genellikle ekonomik modellerini sürdüğü için) bir diğer dezavantaj
yine ülkemizin maksimum faydacı otomobil anlayışı (aslında her şeyimizde bu faydacılık var biraz) nedeniyle sedan kasaların daha çok tutulması
pek çok nedenle pek satılmadı ikinci eli düşük 20 30 bin lira arasına gayet donanımlı bi modelini alıp gönül rahatlılığıyla kullanabilirsiniz tavsiye ederim
herşeyden önce tipi çok güzel ülkemizde şekil genç arabası olarak bilinen c sınıfı hatchbacklar içinde güzel bi alternatif

23 Ekim 2014 Perşembe

üçüncü gün

o uzun ve yorucu düşten uyandığında eğer üç gün içinde tanrıyla konuşmazsa öleceğini biliyordu.neden ve nasıl olduğu hakkında bir fikri yoktu ama biliyordu işte.ve bu üç gün boyunca gözünü bir saniye bile yummayacağını da.
önce nereden başlaması gerektiğini bulmalıydı.kafasını biraz toplamak için mutfağa yöneldi kahve yapmaya.bi kahve içtikten sonra sessiz sakin bir yere gidip biraz düşünmeliydi.bir ihtimal kanlıcaya yanına bir sürü de kitap alması gerektiğini fark etti.sonra şu hoşlandığı kız geldi aklına.bugün onunla görüşse miydi acaba.yok hiç zamanı değildi
ketılda su yavaş yavaş ısınırken ilaçlarıyla uğurlu atkısını aramaya koyuldu.onlar olmadan apartmandan çıkamazdı
bir kalem ve kağıda da ihtiyacı olacaktı.belki hayatını gözden geçirmesi gerekebilirdi
geçen yaz o kısa boylu kız çin kestiği sol bileğinden dolayı hala pek iyi yazamıyordu ama ufak tefek başlıklar not alabilirdi

4 Ekim 2014 Cumartesi

aşağı mahalle hikayeleri 1

"burası çok nezih bir yermiş, hep buraya gelelim baksana cigaralık bile sarıyoruz bir şey demiyor kimse" 

dedi bülent,

 "ali abi sağolsun, çok kral adam bir şey demiyor bize.Ah bir de jb olacaktı şimdi yanına" 

dedim.

"jb yi siktir et ben çay demliyorum artık esrarın yanında"

dedi bülent gülerek.Masadaki herkes bülent'e baktı.

"çayla esrar ne alaka amına koyyım, kafan güzelmi oldu yine"

"yok hafız, öyle değil bak anlatıyım şimdi sana.Bu otu balkonda dışarıyı seyredip içmeye bayılıyorum.Kimse çakmasın diye sigaraların içini boşaltıp basıyorum esrarı.Balkonda tek sigara olmasın elimde diye bir de çay yapıyorum.Vallaha inan altıncı kattan aşağıyı seyrediyorum bir yandan küçük yudumlarla kaçak çay, bir yandan mis gibi cigaralık, bak yeminle bunun kafası başka bir şey de yok."

dedi bülent,
Gece yarısına az vakit vardı.Bilardo salonundan bozma kumarhanenin bodrum katında ortalık iyice dumanaltı olmuşken bir yandan bülentin iyice kıyak olmuş kafasını dinliyordum bir yandan da masadaki diğer iki adam kağıt hacılamasınlar diye onları takip ediyordum.

"yahu ne var biliyormusun, şu indirdiğim para var ya beni bayağı idare eder sırma yıda alıp gitsemmi buralardan diye düşünüyorum"

"lan bilo o karının adı harbiden sırma mı?" 

"bir kere o karı değil, ikincisi gerçek adı kim olduğu önemli değil ben onu öyle sevdim"

"öyle derken? pavyonda masana oturup kendine viski ısmarlatan kadından bahsediyoruz dimi?"

dedim.Biraz yüzü düştü ama bozuntuya vermedi bülent.Sırmayı seviyordu yada sevdiğini sanıyordu yada ona ihtiyacı vardı.Erkekler bazen sadece yalnızlıktan olsa gerek, yanındaki kadının kim olduğuna geçmişine kendisiyle olan ilişkisinin samimiyetine derinliğine bakmaz açıkçası sevilip sevilmediğine bakmaz.Sadece yanında olsun ister iyi kötü yanımda biri olsun.
Derken el bitti masadaki iki tipleme tuvalete gittiler ordan bira almaya çıkacaklarmış.Hazır kimse yokken dayanamadım sordum.

"süleymandan o parayı hacıladın da senden bunun hesabını sormazmı?"

"yarrağa kadar, benim üstümden ne kadar para kazandı, ben etrafımdaki adamlarla ne paralar kazandırdım ona.Bu aldığım para benim hakkım olan para, çalmadım hakkımı aldım"

"cesaretmi çalıştın lan boş zamanlarında?süleyman diyoruz elinde kaç kişinin kanı var bu kahpe evladının.İki sene evvel mandıra muhabbetine kendi elleriyle mehmedin ağzına sıkmadımı kurşunu?Al bak daha geçende haracını yiyemedi diye 1239 sokaktaki travestileri çıplak soyup kelepçeyle elektrik direğine bağlatmış, sınır yok yavşakta"

"valla korkmuyorum" 

dedi yüzüme bakmadan.Farkındaydım bülentin yapmak istediklerininde farkındaydım başına geleceklerinde farkındaydım ama gözü kararmıştı bir kere.Hayatı boyunca yapmak istediklerinin hiç birini yapamamış biri olarak artık istediklerini yapmak istiyordu.Kendisine ait olmayan çalıntı para ve bir konsomatris ile birlikte.

"ee napıcaksın peki köyemi kaçacaksın?"

"yok lan köyü sikiyim hiç sevmiyorum"

"ee nereye gideceksin, var ya burada hala durman hata süleyman burayı duyar arar bulur kalk git bari ölme.Sahi ne kadar indirdin lan süleymanın paralardan?"

"hakkım olan kadarını aldım.Otoparklardan gelen parayı komple aldım, torbacılardan gelen parayı aldım, yavşağın barlarından ikisinin birer haftalık hasılatı aldım.Bir de onun haberi yok babasının marketi var ya iki tane, onlar için toptancılardan mal çekip yarı fiyata piyasadaki marketlere verdim, bu kadar"

"ve hala yaşıyorsun? oğlum kalk siktir git buradan bizi de senin yanında görecek bok yoluna gideceğiz verecek götümüze kurşunu kalk git"

"korkma sabah olmadan bu şehirden gitmiş olacağım sırmanın işten çıkmasını bekliyorum onu alıp gideceğim kimse bilmiyor nereye gideceğimi"

"ne sırmaymış birader bir amcık için azrailin seni didik didik aradığı şehirde onu bekliyorsun, oğlum pavyonda tanıştığın sana viski ısmarlatıp hesabını şişiren kadın bu sen onun için sadece parasın ne taktın buna bu kadar? lan çakabildin mi sen daha buna?"

"seviyorum onu..."

diye lafını daha bitirmeden kapı açıldı bizim adamlar bira almaktan dönecek diye beklerken üç tane takım elbiseli adam içeri girdi birinin elinde silahı vardı.Adamların içeri girmesiyle beraber bülent dünyanın en hızlı renk değişiminlerinden birini yaşamış olabilirdi saniye farkıyla renk attı bembeyaz bir bülent vardı karşımda.

"vay amın oğlu demek buradasın"

"burayı nereden öğrendiniz diye sormayacağım, şimdi siz beni görmeyin ben sizi paranın yarısıyla yolcu edeyim beyler?"

"kafasızsın bülent aptalsın yarım akıllısın bülent"

"anladım parayı almıyorsunuz süleyman abi beni bekliyor? Bunu aramızda halledebileceğimiz hiç bir yol yok mu şimdi? Düşünün yahu sizde eziliyorsunuz biliyorum nasıl yaşadığınızı gelin aramızda konuşalım sizinde hayatınız değişsin"

"kalk la yarrağım kalk"

dedi silahlı olan ve bülenti oturduğu yerden kaldırdılar küfürler ve tokatlar eşliğinde kapıdan çıkıp gittiler.Tepki veremiyordum dondum kaldım, bize birşey yapmadılar ama gözümüzün önünde bülenti yaka paça götürdüler.Etraftaki herkes bana bakıyordu bir an gözüm mekanın sahibi ali abiye takıldı elinde şarap bardağıyla bana kilitlenmiş bakıyordu.Bülenti son görüşüm ve ölüme gittiğini biliyordum.Bir anda aklıma sırma geldi, sırmayı bekleyip neredeyse bile bile süleymanın adamlarının kucağına düşmüştü.Hakikaten ölümü beklemeyi göze alacak kadar ne bulmuştu ki bu orospu da?Bu boktan hayatında ona ilgi gösteren tek kişi olduğu için vurulmuştu bana kalırsa sırma ya.
Gece yarısını hayli geçmiş bir saatte süleymanın organize sanayideki yerine vardılar.Bülent sandalyeye oturtulmuş vaziyette etrafında süleymanın adamları vardı, süleymana çoktan haber uçurulmuş gelmesi bekleniyordu ve geldi gayet sinirli girdi kapıdan;

"götüne sokmadıysan o paraları hemen yerini söyle geri ver, götüne soktuysan ben çıkartayım ordan"

"süleyman, küfredersen küfrederim"

demesiyle beraber tokatlanmaya başlaması bir oldu süleyman var gücüyle bülentin yüzüne vuruyordu, bülent bir an süleymanın ellerine tükürdü süleyman daha sert vurmaya başladı bir kaç vuruş sonra durdu ve tükürüğü bülentin üstüne sürdü.

"neden aldın para vermiyor muyduk sana neyin eksikti itibarın mı yoktu paran mı azdı masrafın mı yetmiyordu bizden mi rahatsızdın neden para çaldın"

"çalmadım, hakkım olanı aldım bana verdiğin neydi ki ben sana az mı para kazandırdım sana çöp torbalarıyla taşıdığım paralardan taneyle çıkarıp verirdin şimdi hakkımı almamın sebebini mi soruyorsun"

yüzüne bir yumruk daha yedi bülent ve bastı küfrü,

"hay o elini ayağını sikiyim süleyman"

"len lavuk paranın yerini söyle nereye sakladın, söyle az hasarla kurtul"

"süleyman senelerdir senleyiz, tanıyorum seni ben bu gece sabahı göremiyeceğimi biliyorum.O yalanları ben yemem bu gece ne olacağını biliyorum"

"paranın yerini söylemeyeceksin yani?"

"para yok artık şu an kimdeyse onda kalacak artık ben biliyorum bana ne olacağını, öğrenemezsin benden artık bir şey uğraşma asıl yapacağın şeyi yap bitsin bu gece"

süleyman kapının arkasındaki sopayı alıp bülentin arkasına geçti, başının tam arkasına sopayla vurdu.Hemen adamları bülenti kucaklayarak yere yatırdılar, süleyman elindeki sopayla başından başlayarak bülente vurmaya başladı.Boynuda dahil olmak üzere vura vura aşağılara iniyordu.Bülentin yüzü kan içinde kaldı süleyman bülentin dizlerine vurup diz kapaklarını kırmaya çalışıyordu, sonra ayaklarına kadar indi bir süre sonra yorulup bıraktı.Bülentin yüzü insanın midesini bulandıracak haldeydi tüm vücudu titriyordu, burnu kırılmış yada çatlamış olacakki nefes alıp verirken hırlama sesi geliyordu.Süleymanın adamları bülenti yerden kaldırıp sandalyeye oturttular, süleyman sigara içmeye çıktı.Bir kaç dakika sonra döndü,

"parayı bir yere mi sakladın yoksa o pavyondaki orospuya mı verdin?"

bülent konuşamadı, süleymanın adamları bülentin yüzüne su döktüler.Tepki veremedi bülent sadece gözleri açıktı bakabiliyor ama konuşamıyordu.Süleymanın adamı sadık;

"su içirelim abi ağzının içi ıslansın"

"verin, bir de su veriyoruz kahpe evladına"

süleymanın adamları bülentin ağzının etrafındaki ve burnundaki kanı sildiler ve biraz su döktüler bülentin ağzına.

"şimdi cevap ver yoksa bu sopayı götüne sokarım bu sefer, parayı sakladın mı orospuya mı verdin?"

bülent tüm gücünü topladı ve zar zor çıkan sesiyle cevap verdi;

"orospu deme ona!"

"niye lan orospu değil mi o, parayla siktiğin her kadın orospudur o da orospu"

"senin karında mı orospu?sende karını sikmek için para vermedin mi.Başlık parasıyla almadın mı sen karını?"

dedi bülent, süleyman hışımla silahını çıkardı tam bülentin yüzüne doğru tetiği çekecekken adamları engel oldu,

"abi vurma dışarıdan duyan olur"

süleyman eliyle bülentin yüzünü tutarak,

"koynumuzda yılan beslemişiz sen abinin namusuna mı dil uzatıyorsun puşt!"

"namusunda gözüm yok, ama orospu deme ona"

"o kadar parayı iki günde onunla bitirmiş olamazsın paranın yerini söyle, senin zaten bu saatten sonra kurtuluşun yok daha çok uzatırsan o karınında canına mal olursun"

"ona dokunsan da dokunmasan da söylemem paranın yerini, bu işin rengi değişti artık süleyman"

"diyorsun? şimdi ben sadık ile çetini gönderip o karıyı çalıştığı yerden aldırayım getirteyim buraya önce güzel bir dayak yesin sonra bu gördüğün adamların hepsi şuracıkta gözünün önünde birer birer üstünden geçsinler he mi?"

"süleyman para yok!"

Bülent bu sözünden sonra yüzüne son bir yumruk darbesi daha aldı.Süleyman bülentin inadını biliyordu boşa çabalamak yerine nihai sonu uygun buldu.

"bunu kaldırın buradan o kemerin oraya götürün! O bulduğunuz kumarhane de etrafında masasında kim varsa kenara çekip konuşturun, bir kişi evini arasın o karıyıda çalıştığı pavyondan sessizce alın sabah buraya bana getirin"

O gece bülent şehrin eski yıkık kemerlerinin orada derenin dibinde iple boğuldu, cesedi o civarda bulunmasın diye suyun derin olduğu yerden akıntıya bırakıldı.O kemer dibinde öldürüleceğini anladığı an her insan gibi biraz daha fazla yaşamak istedi, annesi ve kardeşinden sonra sevgi gördüğü tek insan, sırma ile beraber geçirdiği güzel keyifli anlardan birine dönüp o anı çok değil bir kaç dakika daha yaşamak sırmanın yüzünü bir kere daha okşamak istedi, sırmanın kahkahalarını izlemek sabah kahvaltıdan önce sırmanın kendisini öpüp,

"aşkım hadi yumurtalı ekmek yaptım sana"

diyişini duymak istedi son defa.O gece bülent öldü.

Süleyman ellerini yüzünü kollarını yıkayıp çoktan çıkmıştı depodan.Saat epey geç olmuş sabah ezanı okunmak üzereydi.Süleyman sokaklardan tek başına hızlı hızlı yürüyordu bir yandan da üstünde kan lekesi olup olmadığına bakıyordu.Sabah ezanı okundu, süleyman koşar adım gidiyordu.Derken apartmanının önüne geldi peşinde kimse olup olmadığını kontrol ettikten sonra kapıyı açtı.Apartmanın merdiven ışığını açmadan karanlıkta merdivenlerin kenarından duvarlara tutunarak ayak sesleri duyulmasın diye usulca tane tane çıkıyordu.Durdu, anne-babası ile aynı evde ailesiyle kalıyordu, babasının evine herkesten gizlediği yeraltı insanı olarak değil sıradan bir insan gibi girmesi gerekiyordu.
Derin bir nefes çekti anahtarı usulca deliğe soktu.Kendi evine adeta bir hırsız edasıyla giriyordu.Kapıyı usulca aralayıp eve girdi ayakkabıları çıkarıp yerde serili gazetenin üzerine bıraktı.Salonun ışıkları açık ve kapısı aralıktı.Evde uyanık biri olduğunun işareti bu.Kapıdan baktı babası yerde oturuyordu.Kalp atışları hızlandı.Adeta parmaklarının uçlarında yürüyerek yatak odasına girdi karısını uyandırmadan kirli gömleğinin üzerine yelek geçirdi.Nefes alırken bile nasıl daha sessiz alabilirim diye düşünüyordu, çekmeceden bir çift temiz çorap çıkarıp giydi, başına takkesini taktı.Yatak odasından çıktı salona yöneldi, kapıyı açtı yerde oturan babasının yanına gitti ellerini önünde bağlayarak çömeldi,

"Allah kabul etsin baba! Ben sabahı cemaatle kılayım dedim"

"Allah kabul etsin oğlum"

"ecmain baba ecmain!"


yazan veysel turgay

17 Haziran 2014 Salı

kafka biyografisi yazmak




kafka hakkında yazılmış en kapsamlı biyografilerden biriyle karşı karşıyayız belki de en kapsamlısıyla
aslında kız arkadaşım kafka kirgegard niçe filan gibi kuzey avrupalı karanlık yazarları okumamdan pek hoşlanmıyor bugün konuştuğum bi dolmuşçu abinin deyimiyle tilkinin bakır sıçtığı yani baya dağ başı istanbulun dışında bi yerde oturuyorum bi de üstüne bu bunalım gotik adamlar kız iyice kafayı kıracağımdan endişe ediyor haklı olarak zaten doğuştan da melankolik bi yapım var
ama napayım annemler sürekli survivor izliyor evde canım sıkılıyor ben de oturdum okudum iki kitabı da
aslında kafka ilk gençliğimden beri ilgimi çeken üstüne kafa yorduğum bi figür sıkılmadan zevkle okudum ve bitirdim
ancak kitap pek çok açıdan sıkıntılı geldi bana
öncelikle yazarın dili gerçekten ağdalı tumturaklı tamam boş bi adam değil haybeye de konuşmuyor gerçekten önemli şeyler anlatıyor ama cümleler biraz uzun ve karışık
ancak dili güzel kullanan bir yazar hakkını teslim etmeliyim
gerçekten pek çok hakkında kafa yorduğu belli bir adam
zihin açıcı düşündürücü
ancak pek çok nokta karanlıkta kalmış yine de
öncelikle biyografi yazarının sır diye bahsettiği şu şey tamam biraz sıkıntılı bi konu olabilir ama sonuçta karşımızda kutsal bir şahsiyet yok lafı uzatmadan direkt iktidarsız diyebilirsin kızmayız
ikinci sıkıntılı nokta şu
kafkanın hayatını günlük tutmaya başladığı dönemden başlatıyor
bu bana biraz tarih yazıcılığını hatırlattı yani yazının bulunmasından önceki çağ tarih öncesi çağdır ya
kafkanın günlük tutmaya başlamadan önceki hayatı da tarih öncesi gibi karanlıkta kalmış
bu bana biraz saçma geldi
sonuçta gerçekten yaşamış bi insanla ilgili ilk kanıt günlük tutmaya başlaması olamaz ki
bu adamın çocukluk fotoğrafı ailesinin geçmişiyle ilgili bi kanıt vb hiç mi yok
yazarın bu tutumu bana tuhaf geldi
başka kafama takılan meseler de var elbet
ancak sonuç olarak şunu söyleyebilirim eğer kafkayı seviyorsanız gerçekten okunması gereken bi kitap ben kafkanın neredeyse bütün basılı çalışmalarını okudum onla ilgili yazılmış en az on kitap filan da okumuşumdur ama hala bilmediğim pek çok şeyle karşılaştım kitapta yani gerçekten doyurucu bi çalışma olmuş

12. gezegen


danikenin tanrıların arabaları kadar çarpıcı değil öyle olmak istemiş belki çünkü çok iddialı tezler ortaya sürüyor ama çok etkileyici vurucu bi kitap değil insaları şok edip dönüp bütün tarihlerini sorgulatmıyor sadece küçük soru işaretleri kalıyor kafada
aslında arkeoloji ve tarih bilimlerinin biraz kenarında köşesinden geçtiyseniz ortaya atılan iddiaların ne kadar abartılı olduğunu hemen anlarsınız kesinlikle bilimsel bir baş ucu eseri değil çünkü bilimsel metodları kullanmıyor bu kadar az kanıtla bu kadar büyük bişey iddia etmek çok nasıl demeli bilemedim gayri-bilimsel :) neyse bilimden hoşlanan fantastiği de biraz seven okuyucular için güzel bi kitap biraz beyin cimnastiği yaptırıyor işte tavsiye ederim

isaya göre incil



 oldukça "küstah" bir dille kaleme alınmış neredeyse bir karşı-incil saramagonun kitabı
 alaycı biçimde bir incil kaleme almaya çalışmış saramago
ibrahimi dinlerin tanrısıyla sorunları var
isayı ise tanrının oğlu veya peygamber olarak değil insan olarak ele almaya çalışmış daha çok
ancak "tarihi isa" pek yok kitapta
din kitaplarındaki isa da pek yok
daha çok gerçekle düşten ve yer yer efsanelerden beslenmiş bir kitap var karşımızda
 olayların geçtiği döneme ve dönemin yaşantısına ait güzel ayrıntılar var kitapta
dili akıcı yalın ve çıplak
hatta zaman zaman dili yakacak kadar acı
fantasitik realistlere benzettim üslübunu marquezi andırdı

3. dünya sosyalizm ve milliyetçilik







hikmet kıvılcımlının hayatını okurken aklıma geldi üçüncü dünya ülkelerinde sosyalizm ile milliyetçiliğin ne kadar iç içe geçtiğini fark ettim.evet aslında tam anlamıyla bir üçüncü dünya ülkesi sayılmayız türkiye bu açıdan kendine münhasır bi ülke ama bi koloniyel ülke de değildik yarı koloniydik osmanlının son dönemlerinde
bazı açılardan kaderimiz üçüncü dünya ülkeleri ile ortak oldu ülkemizde ne sosyalizm tam anlamıyla ve sadece sosyalizmi ifade ediyor ne de milliyetçilik
üçüncü dünyada sosyalizm sadece çalışma saatleri ile ücretlerle sınırlı bi kavram değildi ya da milliyetçilik sadece orta çağ kurumlarından moderniteye geçisi ümmetten millete geçisi ifade ediyordu sadece
düyanın sanayileşmemeiş ülkelerinde batıya eklemlenmiş sömürge ekononomisi kendine özgü siyasal yapılar oluşturdu
ulusal bağımsızlık savaşlarında sosyalizm zaman zaman milliyetçi tonlar taşıdı ya da tam tersi milliyetçilik bazen ağır sanayi hamlesi ve kalkınma olarak algılandı
tarih doğal akışında akamadı üçüncü dünya ülkerinde sürekli batı müdahalesi buna imkan vermedi
ve özellikle ortadoğu karmaşık siyasi bi atmosfere büründü
ittihat terakki ihvan baas jön türkler sultan abdülhamid kemalizm milli demeokratik devrimciler stalinizm demir kırat askeri darbeler ayaklanmalar anayasal devrimler sekteryan çatışmalar irredentizm neo-osmanlıcılık topyekün halk ayaklanmaları tahrir
önümüzdeki birkaç yüzyıl boyunca da sanırım karmaşık bir coğrafya olmaya devam edeceğiz
söz açılmışken vetvelle çizilen sınırlar meselesine değinmeden edemeyeceğim
evet ortadoğu ve afrika ülkeri gerçekten çok suni sınırlara sahipler önümüzdeki birkaç onyıl boyunca bunun meydana getireceği çatışmalara tanık olacağız gibime geliyor
gündemin en sıcak konusu ışid de aslında bu suni sınırlara bi tepki niteliğinde güçlendi

28 Mayıs 2014 Çarşamba

adı konulamayan hikaye

 tehlikeli oyunlar

gecenin bir vakti kız arkadaşın telefonuna bir mesaj gelir.açılır bakılır.şöyle bişeyle karşılaşılır: sni cok fena ozldm bitanem yarn kalknca bni ara.gelen kutusuna göz gezdirilir gelen kutusu adamdan gelen mesajlarla doludur.ardından gelen şüphe kıskançlık ikilem takıntı ve öfke fırtınasını sanırım kelimeler anlatmaya yetmez.neredeyse iki aydır kayaşehirdeki yalnızlık adasında oturmuş kız arkadaşım nasıl böyle bişey yapar diye düşünüp duruyorum.belki çoğu zaman beni aldattı mı diye değil benim minik tatlı hanım hanımcık sevgilim nasıl böyle bir çakalla (adamı daha önce görümüştüm bir kez) bu kadar samimi olur.aralarında ne gibi bi benzerlik ve yakınlık olabilir tamam ufak tefek huysuzlukları vardı geçmişte ama böyle bir şey bu asla aklımın ucundan bile geçmemişti
aklını mı çelmişti o adam yoksa onun gibi varoş muydu yoksa başka bişey mi vardı neydi neydi neydi
olay ve olayın arkadasından kızın hareketleri (gönderdiğni mesajları silmesi çelikşkili ifadeleri ) gerçekten çok şüphe uyandırıcıydı.mesajları sildiği için olayın aslına asla ulaşamadım ve kurdukça kurdum.iki aydır buu düşünmediğim bir saat bile geçmedi.son bikaç haftadır uyku da uyuyamıyorum düzgün.karşı taraftan ben bişey yapmadım açıklaması dışında bir tepki yok.kendini affettirmeye yönelik en ufak bir girişim (ağlayarak açılan bikaç telefon aramasını saymazsak) yok, beni anlama çabası vs filan hak getire.evet belki yapmadın kıskanıyorum işte.
 hikaye o kadar uzun ki nereden tutup anlatmaya başlasam bilmiyorum.bazı kronolojik hatalar yaparsam baştan affola.özetle şöyle diyebilirim:ben bu kızı çok seviyorum.belki daha önce onu bu kadar çok sevdiğimi ben bile bilmiyordum.ama çok seviyorum işte.ancak bu davranışını bir türlü de gururuma yediremiyorum,bunu şahsıma yapılmış bi aşağılama olarak görüyorum.sürekli dengesiz tepkiler veriyorum.seni affettim diyorum birgün ertesi gün yok hayır affedemedim diyorum sonra bana biraz daha anlat diyorum şu işin aslını bu sefer karşı taraf sıkılıyor anlatmaktan bunu takıntı haline getirdiğimi düşünüyor ki büyük ihtimalle böyle.ama ne yaparsam yapayım gururum ve ona olan hislerim arasında bir tercih yapamıyorum bu da delirtiyor beni
aslında durum son bir ay öncesine kadar böyleydi bir yerden sonra artık daha fazla uzatmamaya karar verdim ben de ama bu sefer karşı taraf uzlaşmaz bi tavır takınmaya başladı.tamam dediğim sözler kolay yenilir yutulur cinsten değildi ama sonuçta yemeği tuzsuz yapmışsın kavgası da değildi ettiğimiz kavga.affedici olabilirdi.biraz daha alttan alabilirdi.benim dünyada en çok değer verdiğim varlıklardan biridydi o.evlenmeyi düşünüyordum.o yüzden bu kadar kızdım yaptığı şeye.ve beni arayıp sormamasına kırıldım.hele bir sözü vardı ki hala unutamam biz evli değiliz nişanlı değiliz aldatsam aldattım derim.bu ilişkiden geriye kalan ve bana en çok koyan söz bu oldu.sanki nasıl diyeceğimi bilemiyoum evet sanki dünyanın en değersiz varlığıymış gibi hissettim kendimi

kız uzun zamandır bu ilişkiden ümidini kesti çok kırıcı davrandım başlarda hatta tehtit ediciydim.ama zamanla duygularımın farkına vardım ve bu kızı bırakamayacağımı anladım ama bu sefer karşı taraf ben bu ilişkiden soğudum dedi neden böyle dedi bilmiyorum falanca kuzenim kocam bile bana böyle davransa arkama bakmam çeker giderim dedi ailem bu süreçte yıprandı zaten biz baştan beri hep kavga ediyorduk dedi olayı rasyonelleştirme çabaları çünkü eğer ortada gerçek bir sevgi varsa herşeyi göze alır insan aşk sadece seni seviyorum sözünden ibaret değildir böyle zor zamanlarda ortaya çıkar gerçek aşk o artık istemiyorum deyince ben daha çok öfkelendim zaten zar zor gururuma yedirmiştim olayı ama karşı taraf sanki bütün bu olanlarda onun hiç suçu yokmuş gibi çekilip gitmeyi düşünüyordu beni sevmediğini düşündüm sonra aklımdaki soru işaretleri büyüdü oğlum en baştan beri uyutuluyo olmayasın zaten bu kadar akıllı mantıklı eğitimli bir kızın o kolpaçino filmindeki karakterlere benzeyen o adamla başka ne işi olur seni baya baya boynuzlamış olmasın sonra birkaç ayrıntı geldi aklıma bunları kendimce kanıt olarak gördüm ve bir ara ciddi ciddi kızın beni baya güzel boynuzladığını düşündümbu arada karşı tarafın iyice sesi soluğu kesildi bu iyice süphelendirdi beni  ben yine telefonu elime alıp kızı aramaya başladım yanıt gelmedikçe de şimdi kim bilr ne yapıyor beni böyle acımadan yüz üstü bıraktı gitti ulan belki de o adamladır şimdi ya da hala konuşuyolardır telefonla
aklımdaki sorular uzayıp gittikçe ben neredeyse geri dönülmez biçimde aklımı oynatmaya doğru sürükleniyordum hiç çıkar bir yol bulamayınca tutup belki intikam alma duygusuyla belki de artık bu hikayeyi tamamen bitirmek için acıma son vermek için kızın çevresindeki insanları aramaya mesaj atmaya başladım arayıp biliyonuz mu fatma böyle böyle yaptı filan diye bu kişiler içinde kızın babası da vardı malesef
telefonu bıraktığım anda aslında büyük bi hata yaptığımı anladım çünkü ben hala deliler gibi aşıktım bu kıza ve asla ondan kopamazdım ama artık büyük ihtimalle geri dönülmez biçimde bitirmiştim bu ilişkiyi

ikilemler

aslında meselenin özünde büyük bir ikilem yatıyor.olayın yaşandığı gece belki ben o adamın mesajını okuyup sonra ona biraz kızacaktım unutup gidecektik ama ardından kızın telefonu elimden zorla çığlık atarak alması ben ben ısrarla bak gönderdiğin mesajları silersen senle bir daha asla konuşmam dememe rağmen bazı mesajları tutup silmesi sonra silinen mesajla ilgili çelişkili ifadeler vermesi
nasıl anlatsam bilemiyorum başta sadece cıvık bi mesajlaşma olarak görülebilecek ne bileyim basit bir geyik muhabbeti olarak görülebilecek (ki aslında tam olarak öyle de değil çünkü aralarındaki konuşmanın sıklığından daha sonra haberim oldu yani konu belki o an geyik muhabbeti de olsa arada gerçekten yoğun bir paylaşım da vardı) mesele giderek daha süphe uyandırıcı hal almaya başladı.ben nerdeyse ilk günden beri hatta evet ilk günden beri kızı asla bırakamayacağımı onu çok sevdiğimi içten içe biliyordum ama bu yaptığı hareketi rasyonel bi şekilde açıklayamazsa da bunu guru meselesi yapacağım belliydi bu nedenle onu affedebilmek için sürekli meseleyi kurcalayıp durmaya başladım önce kızla o sıkılınca kendi kendime muhakeme ettim bunu.ve bu bende takıntılı bir ruh hali olmaya başladı sürekli onu affetmek için bahaneler üretiyor ama bir yandan da mantığımın sorduğu sorular beni zorluyordu.içinden çıkılmaz bir durumdaydım.silinen mesajın içeriği çok önemliydi.eğer o mesaj silinmememiş olsaydı ve mesajda ahlaka aykırı bişey gerçekten olmamış olsaydı durum şu anda olduğundan çok farklı olurdu.yani ordaki bir cümle eğer bir aldatma varsa bunu kabak gibi ortaya çıkartacaktı.ve ben tamam aldatıldım diyip yoluma gidecektim.ya da masum bişeyse çok ahlaksızca birşey değilse neden bu kadar samimi oluyosun bir erkekle diyip biraz trip atıp kapatacaktım mevzuyu.yani kıza olan tutkum o kadar büyüktü ki onu kaybebetmemek için gerekirse olay şöyle olmuşturböyle olmuştur diye senaryolar yazmaya başladım zamanla.ve bu senaryo yazım süreci zamanla bütün hayatımı kaplar oldu işteyken evdeyken akşam yatağa girdiğimde sürekli bu meseleleyi düşünüyordum.

satranç

stafan zweigin satranç eserini okuyanınız varsa bu durumu az çok anlayabilir.efendim adamın biri tek kişilik bir hücreye konur.tek eğlencesi kafasında hayali satraç turnuvaları düzenlemektir.ortamda hiçbir uyarıcı yoktur admaın canı fena sıkılmaktadır.zamanla satranç dışında hiçbir şey düşünmez olur ve işin kötü tarafı adam bu maçı kendi kendisiyle yapmaktadır ve giderek bölünmüş bi kişiliğe dönüşür ve en sonuda sinir krizi geçirir
satranç aslında hayatı anlatan güzel bi metafordur kitapta.satranç gerçek hayata en çok benzeyen oyundur.oyuncu sayısı ve kurllar bellidir ama ihtimaller hamleler sonsuzdur.pek çok şey sonuçsuz da kalabilir.hayat denilen bu şeyde sonu gelmez hamlelerle çırpınıp duran insanoğlunu en iyi anlatan oyundur.yaşadğımız çatışma zaman zaman o kadar dayanılmaz boyuta varıyor ki insan artık bir noktadan sonra kadlıramaz hale geliyor
işin ilginç tarafı canettinin öteki davasında geçer kafkanın dava romanını yazarken nişanlısıyla yaşadıkları bir süreci anlattığını anlatır perde arkasından çaktırmadan filan.evet kadın erkek ilişkileri bazen gerçekten bir muhakeme sürecine bir davaya dönüşebiliyor.başlarda kızla oynadığım satranç zamanla kendimle oynadığım bir oyuna dönüştü.başta sürekli karşı hamlelerle bir şeyi ispat etmeye ve içine düştüğüm ikilemi çözmeye çalıyordum.karşı taraf oyundan sıkılınca tek başıma devam ettim buna
sürekli şu durumdaydım masumluğunu kanıtlayacak kanıtları kendi eliyle yok etmişti bana verdiği kanıtlar çok zayıftı hatta komik bir biçimde olay ilk yaşandığı gece adamı arayıp sevgilim yanımda bak biz senle sadece arkadaşız değil mi ona açıklar mısın demişti.adam da şöyle birşeyler demişti koçum bak biz onla arkadaşız sadece bıdı bıdı
evet ne diyordum doğru düzgün bir kanıt sunamadı bir türlü bana telefon şirketinden kendi çapğrı geçmişini gönderdi onda da adama günde beş on kere mesaj attığı bazen arayıp yarım saat filan konuştuğu çıktı aslında adamın telefon geçmişini de getirip aslında o kadar sıkı fıkı olmadıklarını ispat edebilirdi aslında böyle birşeyi ispat edemezdi çünkü sadece onun gönderdiği mesajlar ya da aramalar bile baya sıkı fıkı olduklarını kantlıyordu işte asıl sorun bu ilişkinin mahiyetiydi herşeyi anlamlandıracak buydu eğer bir aldatma varsa bunu atespit edecek şey mesajların içeriğiydi ve bunları telefon şirketinin gönderdiği dökümlerde görmem mümkün değildi kız kendi mesajlarından kendi ifadesiyle yanlış anlaşılabilcekleri silmişti zaten mesajların geçrk içeriğe ulaşmak için ya çok iyi bilgisayarcıya gitmek ya da savcılığa gitmek gerekiyordu ama bunların hiçbiri ben ordayken yapılmadı istanbula döndükten sonra da ben telefoncuya gittim iki telefonun da mesaj hafızasını kurtarmak mümkün değilmiş dendi (ben sürekli o mesajları görmeylim görmeliyim dedikçe yapıldı bu son hamle ancak çoktan ayrılmıştık bu arada)
özetle bu ikilemden hiç kurtulamadım acaba öyle mi yoksa böyle mi ona haksızlıkl mı yapıyorum yoksa gerçekten haksızlığa uğrayan ben miyim çok iyi rol mü yapıyordu yoksa gerçek miyidi
kız çok iyi bir savunma oyuncusuydu belki söylediği şeyler gerçek olduğunu için ya da çok soğukkanlı bir psikopat ve yalancı olduğu için bilmiyorum ama çok güzel savunma yapıyordu ben ikna oluyordum müthiş bir algı yönetimi miydi bu beni parmağında mı oynatıyordu bilmiyorum derken bir süre sonra tekrar soru işaretleri başlıyordu evet çok sık görüşüyoruz ama  neden biliyor musun?neden işte şundan.evet aslında mantıklı sana hak verdim hatta şu an düşündüklerimden dolayı pişman oldum.sonra tekrar soru işaretleri.oturmayan birşeyler vardı.kusursuz gerçeğin peşindeydim ve bu süreç gerçekten çok yıpratıcıydı kanıtlayamıyordum ama aklayamıyordum da onu
bazen rahatlamam için duymak istediğim cevapları verdiği bile oluyordu kendi söyledi bunu ama gerçek her neyse asla ortaya çıkmıyordu daha doğrusu kanıtlanamıyordu herşeyin ama herşeyin bi açıklaması vardı onda çelişkili ifadelerinin bile o an panikledim şöyle oldu böyle oldu vs bu kız ya melekti ya da şeytandı bazen duymak istediğim cevapları veriyordu ben buna da kızınca hemen değiştiriyordu ifadesini her şeye ama her şeye bi cevabı vardı oyle hiçbi zaman büyük bi açık da vermedi eğer öyle bir açık varsa
dediğim gibi bu kız ya bi melekti ya da şeytandı bi insan her konuda haklı olamazdı çünkü
sonuçta ben kafamda uçuşan sorularla başbaşaydım ve sadece bunun için bi çare yoktu onda
hayatım o kadar boş ve anlamsızmış ki bunları düşünmeyi bir süre keyif verici bile buldum sonunda benim de bu anlamsız varoluşumda bir meselem vardı bunun ğeşine düştüm uzattıkça uzattım bütün takıntılarım geçti neredeyse gece kalkıp kapıya üç jere dokunma tuvalet taşlarını sayma vb sadece bunu düşünür oldum ve bu benim yeni takıntım oldu stefan zweigin yarattığı o karaktere benzemeye başladım
leyla ile mecnunda mecnun bir ara o kadar aşık olur aşka kapılır ki bu duygunun yoğunluğundan leylayı görünce kim olduğunu anlamaz filna gerçekten o duruma geldim bu takıntım o boyuta geldi ki bu senaryo yazmalar durmadan bu konuyu düşünmeler bu süphe bir süre sonra hikayenin ana karakterleri bile silikleşmeye başladı
durmadan bu hikayeyi yeniden yazıyorum şu anda bile kafamda bu konu var o anda şöyle yapabilirdi o kadar zeki neden yapmadı ben böyle yapabilirdim aslında aslında benim söyledğim sözler baya inciticiyi kızın  beni arayıp sormaması bu yüzden ama ortada bu kadar da yaşanmışlık var benimle konuşmayı kesmesi benim daha çok kötüleşmem her tarafa hak veriyordum ben haklıyım o da haklı
ona hem kızıyordum hem de seviyordum şu onun haklı olabileceğini gösterir sonra pat diye başka bi ayrıntı geliyor aklıma her seferinde hikayeye farklı bir son yazıyordum benimle ilişkiyi ilk haftada bıçak gibi kesmesi ama o adamla konuşmayı bir türlü kesememesi ya arkadaşımın erkek arkadaşı onun hatırı için arıyor açmıyorum bazen bazen açıyorum onlar bir ayrılar bir barışıklar ona moral veriyordum onları barıştırmaya çalışıyordum aracılık yapıyordum ee dokuz aydır hep mi bu konuyu konuştunuz hayır hayattan senden başka şeylerden de konuştuk.bu kadar paylaşımınız olması çok tuhaf değil mi bir erkekle.evet haklısın ama çok iyi kanka olduk.ama bir erkekle bir kızın bu kadar yakınlaşmasının iki tarafın da iyi niyeti olsa bile dışarıdan yanlış anlaşılacağını düşünmedin mi?evet hatalıyım.peki böyle bir şeyin her an alev alacak çok tehlikeli bir yakınlaşma olduğunu farketmedin mi evet zaten bitircektim.bu bitirmiş halin mi.ya aslında sen de çok kızmıyordun bana hatta seninle adamı tanıştırdım iyi muhabbetçi birine benziyor ama çok konuşuyor dedin çok tepki vermedin çok tepki vereceğini düşünmemiştim.aslında mantıklı diyorum.sonra o adamla beni tanıştırmasının altında başka bir sebep olabileceği aklıma geliyor.hayatından çıkartmak istemediğni için.evet bana arada sırada o arıyor konuşuyoruz da demişti.ama bu sıklıkla olduğunu söylememişti.ama çok sık da sayılır mı sadece sms var gibi.ama günde beş tane ve bir iki saat arayla.sanki bi telefon görüşmesinden sonra atılmış gibi.sohbet ediyoruz demişlerdi ama sohbet böyle yapılmaz ki tek tek mesajlarla.diğer numaralarla arka arkaya mesajlaşmış.bu adamla tek tek genelde.kız kardeşi de dememiş miydi ablamı çok sık arıyordu.ama o adamın kız arkadaşı da ablamı çok sık arıyordu.aslında baştan beri iddia ettiği gibi iki aşığın arasını yapmaya çalışan yüce gönüllü biri miydi.ama yien de hatalı mesafe koyamamış.mesafe koymak adamın eski kız arkadaşını ne kadar sevdiğini söylemesi değil ki.aslında neredeyse bir yıldır konuşmuyormuş öteki kız adamla.ama adam kıza yapışmış bırakmıyormuş.bu ne arabuluculuğu ki.ama bir dargın bir barışıklar.öyle değil mi.adamın o gece telefonda dediğikleri neydi ben fatma sayesinde hayata tutundum.onunla konuşmak bana iyi geliyor filan.çok tuhaftı ya garip bir elektirik gibi geldi bana.ama sadece kankalık?bir erkekle bir kadın kanka olabilir mi?senin hakkında konuşuyoruz demişti biz bir ayrı bir barışıkmışız bir erkekten fikir almak istemiş.sonuçta benim yüzümden bu kadar çok görüşmeye başlamışlar.aslında çok güzel bi açıklama hatta beni mahçup durumda bırakan.kafamda olayı tekrar tekrar yaşıyorum karakterler ete kemipe bürünüyor ve konuşuyorlar benle kız artık benle konuşmadığı için onlarla konuşuyorum aslında bunu bu kadar abartacağımı düşünmedi belki bana bu kadar kötülük yaptığını bilemedi belki çoktan bitmiş bir ilişkinin nasıl bittiğiyle ilgili düşünüp duruyorum garip biçimde 

acıların çocuğu

 adama varoş kaba saba kültürsüz ayı kamyoncu karpuzcu filan gibi sıfatlar yakıştırırken aslında bir açıdan kendimde gördüğüm yetersizliğin intikamını almaya çalılıyor gibiydim
adam kaba saba serseri kılıklı biriydi ama uzun boylu aslında gayet de çekici bir adamdı konuşmaları lümpenceydi filan ama
bugün doktorumla bunu konuştuk tıbbın gereği olarak trafsızlığını bozmamaya çalışarak iki taraf hakkında da çok fazla yorum yapmaktan kaçındı yani hastam olmadan haklarında birşey söylemem etik değil dedi (gerçi kız arkadaşımın psikoloğu bir keresinde dediğine göre onla görüşme o saplantılı biri filan demiş ona,bizim doktor öyle birşey yapmışsa yaptığı etik değil dedi sonra düşünüyorum da belki bu sadece bir bahaneydi) ancak kesin olan birşey var aralarında çok yoğun bir paylaşım olmuş dedisonra devam etti bazen insanlar hayatlarının bir döneminde eşlerinde  sevgililerindeya da etraflarında bulamadıkları eksikliğini çektikleri bazı şeyleri başka insanlarda ararlar bunun adı konmaz çoğu zaman hatta illaki fiziksel anlamda bir yakınlaşmaya dönüşmez bu gayet doğal ve insanı birşeydir burada önemli olan senin buna ne tepki vereceğin aslında bütün hikayeden çıkardığım bi sonuç var dedi sonra bütün bu yaşananlar ilişkinin bitmesinin bir nedeni değil aslında bu bir neden değil bir sonuç dedi
anlattıklarına bakılırsa yataktan kalkığ telefonla mesajlaşması başka odaya gidip telefonla konuşması zaten sen söyledin ayda bir görüşüyormuşsunuz ve sen onun yanına gittiğin kısıtlı zamanlarda bile vaktinin bir kısmını o adama ayırıyormuş bu sende birşeylerin eksikliğini görüyor demek
evet aslında ben ona yetersiz geliyordum ve hayatım boyunca karşıma çıkan beni ezmeye çalışan sessiz sakin durmaya çalışıyorum diye tepeme çıkmaya çalışan o kabadayılardan farkı yoktu bu adamın da benim kız arkadaşımı elimden çalmaya çalılyordu o yüzden ona genellenmiş bir öfke duydum
doktorum bunun bir yas süreci olduğunu ömrünün de birkaç ay olduğunu söyledi konunun geçekten abartılabilecek bir konu olduğunu benim çok da büyütmediğimi söyledi ancak birkaç daha ben istemesem de bunu düşüneceğimi de ekledi sonra bu gibi durumlara iyi geldiğini söylediği bi ilaç yazdı 
özet
ortada ne olduğu gerçekten belirsiz adı konulmamış bir durum var ve karşı tarafın tutumları işi gerçekten içinden çıklımaz boyuta getirdi ancak ben ondan kopmadığım için aklımda bu olayı rasyonelleştirmeye çalışıp durdum sonra bütün işim gücüm b olayı düşünmek haline geldi şimdi bile aklıma yeni sonuçlar geliyor yeni bir yapı ortaya çıkıyor aslında orada o haklıydı ama burada da sen haklıydın gibisinden ya da o baştan beri soğukkanlılıkla yapmıştı herşeyi
anlaşılan o ki ben bu olayın etkisinden uzun süre çıkamayacağım
aslında yine düşünüyorum da beni gerçekten aldatmış olsa ve bunu itiraf etse ben onu yine de affederdim.çünkü onu çok seviyordum.aldatma da sonuçta insanı birşeydir.affedilir.sonuçta onun da hataları olan bi insan olduğunu kabul edip yolumuza devam edebiliriz.ama ne karşı taraftan bir itiraf geliyor ne de ben onun masumluğunu ispat edebiliyorum.benim tek istediğim bu belirsizliğin ortadan kalkmasıydı yani sürekli acaba öyle mi yoksa böyle mi diye düşünmekten bıkmıştım hiçbirşey ama hiçbir şeyden emin değildim onun kim olduğundan bile belki bu yüzden bi itiraf alabilmek için zaman zaman tehtitkar bile davrandım bu ikilemler ve belirsizlik son bulmadı malesef hiçbi zaman
bazen bunu anlamlandırmak için bütün ilişkiyi bile tekrar tekrar gözden geçirmeme rağmen
telefonla çok sık haşır neşir olduğunu ve bunu garip bulduğumu hatırlıyorum böyle bir kadının (nasıl ben de bilmiyorum ama işte garip bana ters gelmişti bana yabancı gelmişti) benim için uygun bir kadın olup olamayacağını düşündüğümü hatırlıyorum ve hemen bastırdığımı da
onun beni aldatmasından çok eğer bu gerçekse bunu ısrarla reddetmesi bana yalan söylemeye devam etmesi beni en çok yaralayan ve beni ondan sürekli uzaklaştıran

geçmiş
baştan beri agresif karakterlerdik ikimiz de ben genelde laf sokmayı tercih ederdim o ise benle uzun süre konuşmamayı tercih ederdi
ancak son yaşadığımız hadisede ilk başta ağlayıp gitme dedikten sonra benim onu affetmemden sonra yaşadığımız ve bir yerinde bu hadisenin de olduğu ilk kavgada hemen üste çıkmaya çalışmıştı.aslında yüzde yüz suçsuz değildi aralarındaki münasebet aşırıya vardırılmış bi arkadaşlık da olsa sadece bunu benim yanlış anlayabileceğimi düşünmesi ve sadece bunun için bile bi tedbir alarak arkadaşlıklarına bir sınır çekmesi lazımdı yani yüzde yüz hatasız değildi ama bu olayın üstünden bikaç gün geçtikten sonra yaşadığımız ilk kavgada yine eski agresif tavrını takındı evet belki önceki tartışmalarımızda (aslında sadece bir tek tartışmamız vardı o da neden istanbula gelmediğiydi beni benim onu sevdiğim kadar sevmediğini düşünmüştüm buraya gelmeyi göze alamıştı gerçi o zamanlar çıkmıyorduk evet onun söylediklerine de hak veriyorum ama buraya gelmemesi burada yapayalnız hissetmem onu çok özlemem onun benim yanım da olmaktansa sürekli uzaktan hayatıma karışması) belki haklı yönleri olabilirdi kendince üste çıkmak için ama bu durumda dominant olmayı aklının ucundan bile geçirmemesi gerekiyordu çünkü ortada çok ciddi bi aldatma süphesi vardı
bezen gerçekten tek derdi aldatılıp aldatılmadığını ispat etmeye çalışan bencil bir ruh hastası gibi görünüyor olabilirim aslında bazen ben de kendime çok kızıyorum agresif bir yapım var biliyorum bunu
agresif yapım yüzünden sık sık haklıyken haksız duruma düştüğüm oldu kafaya hiç takılmayacak değersiz insanlar yüzünden başıma neler geldi bir bilseniz
ama bu ilişki de gerçekten belki bazı durumlar hariç bencilce davranmadım en baştan beri tek amacım onu affedebilmekti bütün çabalarım da bu yüzdendi
hayır sadece mesajları ya da mesajı silmesi değildi sorun bunları silme biçimiydi aynı zamanda
ben gönderilenlere nereden giriliyor diye sorunca elimden telefonu alması evet daha önce defalarca konuştuk bunu ama hala anlayamıyorum telefonu elimden zorla almaya çalışması benim vermek istememem sonra ağlayıp zırlamaya başlaması ben bak telefonu verirsem ve gönderdiğin mesajları silersen seninle bir daha asla konuşmam demem onun giderek sesini yükseltmesi çığlık atmaya başlaması benim komşular gelecek diye panik yapmam
telefonu aldı en sonunda tamam silmicem dedi sadece kardeşime acilen cevap vermem lazım
ama bak eğer bir tek mesajı bile silmeye çalışırsan senle bir daha asla konuşamam demem
tamam silmicem demesi
bu anı durmadan tekrar yaşıyorum
ağlaması zırlaması çığlık atması
seninle bir daha asla konuşmam
beni aldattığını düşünürüm
ısrarla söyledim
tekrar tekrar
hayır silmicem dedi
iki ay geçti olayın üzerinden
nuh diyor peygamber demiyor
sildiği mesajın önemsiz bişey olduğunda ısrarcı
o an panik yaptım yanlış anlarsın diye düşündüm
gelenlerin hepsini silmeye çalışıcaktım
ama seçtin o mesajı özellikle
o an en çok bu yanlış anlaşılır diye düşündüm
daha ben gönderilenlere nereden giriliyor diye söyler söylemez neden o kadar panik yaptın
biliyordun yani yanlış anlaşılabilicek bir şey olduğunu
evet biliyordum
sonra hayır bilmiyordum o an gördüm
bu kadar korkacak ne yazmış olabilirdi
ısrarla sorguladım bunu
beni yatıştırmak için her seferinde bişeyler söyledi
ama sanki hiçbi zaman gerçeği öğrenemeyeceğimi hissediyorum
bu kadar korkacak ne yazmış olabilirdi
ihtimaller
beni aldatmışsa eğer bunu bana bir türlü söylememesi ve benibu kadar uzun süre ikilemler içinde deliliğin eşiğine kadar getirmesi
işte bu aldatmaktan bile daha  daha büyük bir suç
hayatta öyle şeylere tanık olduk ki bu belki onlardan biri değil belki ama bazen insan kötülüğünün bir sınırı olmadığını düşünüyorum
 adamla çok uzun süredir ve sık görüşmesi fazla samimi olmaları filan bir ölçüde sindirilebilirdi belki.ancak meselenin ateşlenmesinde büyük ölçüde kızın ısrarla kendi gönderdiği bi mesajı silmesi var
basit bir panik hali değildi son derece ısrarcıydı kesin kararlıydı o mesajı silmeye.bu beni düşündürüyor.bilmiyorum artık hiçbişeyden emin değilim.bana şimdiye kadar sunduğu kendi deyişiyle masumiyetinin en büyük ispatıadamı aramak serhat yanımda soyle ona biz normal arkadaş değil miyiz diye sormaktı
oldukça komik bi durum gibi gözükse de aslında hesaplı da olabilir
o an panikledim dedi
düşünüyorum aslında ben olay sonrasında o kadar şoka girmiştim ki sinirden mi neden bilmem konuşamıyordum bile belki o an o da ne yapacağını şaşırdı
belkiler sankiler
bahsettikleri gibi sadece çok yakın arkadaş yani kanka olsalar ben o mesajları gördükten sonra ilk tepkileri neden tamam bir daha asla görüşmeyeceğiz demek olsun
sadece kankayız biraz rahat konuşmuş olabilir hepsi bu demek daha akla yatkın olurdu
tamam zaten bu savunma da getirildi sonra belki önce hatırlamıyorum ama sinirrli halim ürkütmüş olabilir onları
sanki suç üstü yakalanmış gibiydiler tamam bir daha asla konuşmayacağız neden böyle bişey der ki insan
evet tamam o kadar şoka girmiş durumdaydım ki bi öfke patlamasından ölesiye korktular ve ne yapacaklarını şaşırıp şaşkın şaşkın davrandılar ve daha da şüphe çektilerama bi anlık şaşkınlık panik vb değildi en azından öyle görünüyordu
çok kızgın olduğumu düşündüler belki bu yüzden tamam bir daha asla görüşmeyeceğiz dediler
evet o gece gerçekten gariptim
kız kendi gönderdiği mesajları sildikten ve arayıp beni adamla ve adamın kız arkadaşıyla konuşturduktan sonra odasına çekildi aslında çekildi demek yanlış olur kaçtı
ekler
aslında ortada gerçekten bir kaçamak olsa kızın bunu itiraf etmesi neredeyse imkansızdı adamın kız arkadaşıyla beş yıldır çok sıkı kankaydı hemen hemen hergün saatlerce konuştuğu ok yakın bir kankasıydı bu kız ve böyle bişey gerçekten varsa bunu itiraf etmesi neredeyse imkansızdı yani onun soğukkkanlı bi yalancı herşeyi ince ince planlayan her şeye bir cevabı olan dahi bi pskopat olduğunu düşünmem biraz hatalı
ancak bir durum daha var
kızla ve o adamla gün içinde nerdeyse eşit biçimde görüşüyor olması başka senaryoları da akla getiriyor ve bazıları gerçekten çok çirkin beş yıl önce ikisinin de kısa süre çalıştığı bi işyerinde tanışmışlar kızla akrabası komşusu okul ya da çocukluk arkadaşı değil
evet senaryoların bazıları gerçekten çok çirkin bu da aslında nasıl büyük bir güven bunalımı yaşadığımı gösteriyor yaşanan şey bana yaşattığı şey o kadar güçlü ki sağlıklı düşünme becerimi kaybettim belki de ama çok ağır bir darbeydi bu en azından bundan eminim beni hiç mi tanımadın demişti bir keresinde
insan hiç mi hissedemez seni aldatmadığımdan emin olman için illaki sağlam bir kanıt mı sunmalıyım sana
tanıdığım en akıllı insanlardan biri olmalıydı insanları yönlendirmede gerçekten usta bir sosyal zeka örneği
ya da gerçekten sadece iyi niyetinin kurbanı sohbeti biraz abartmış olmakla birlikte
gönderdiği mesajları ısrarla silmeye çalışması en azından bu aldatma tartışmasının temel kaynağı (ilişkimizdeki diğer sorunları ilgisizlik iletişimsizlik vb bir kenara bırakırsak) ne adamla çok sık görüşmesi uzun süredir görüşmesi ne de sohbetin yer yer cıvıklaşması benim için temel sorunumuz
ve düşünüyorum da aslında beni aldatsa bile onu affederdim çünkü adına ne derseniz deyin çok güçlü bir şey bir çekim hissediyordum ona ama düşündüğüm şuydu belki alttan alta beni aldatan ve bunu bana itiraf bile edemecek kadar zayıf karakterli biriyle nasıl olurum bu kadar alçak bu kadar hain biriyle beni haftalarca şüphe fırtınaları içinde bir başıma bırakıp giden biriyle
insan nefret ettiği birini aynı zamanda sevebilir mi peki bu gerçekten nefret mi ya da diğeri gerçekten aşk mı
bu  belki aşk değil bir saplantıydı bir aşık oldum sanrısıydı ya da kafamda idealize ettiğim bişeydi ama sanki kanlı canlı bir insana duyduğum bir aşktı bu belki daha önceden birine böylesine aşık olmadığım için bana korkutucu geliyordu
masa
adamın kızı kafalamış olma ihtimali üzerine düşünüyorum.ama kafalanacak bir kız değildi ki o gayet aklı başında mantıklı biriydi.adamdan hoşlanmasa onunla o kadar konulmazdı.aslında bazen ona kızdığımda bu at hırsızı tipli adamla nasıl konuşuyorsun diye sorduğumda belki öfkemi azaltmak için adamı güzel sözlerle andığı oluyordu mesela aslında göründüğü kadar kötü biri değil kız arkadaşını çok seviyor ona en fakir halinde bile çiçek alıyor tamam okumamaış ama zenginliği de fdakirliği de tatmış hayatı tanıyor bana hep babamın hastalığını sorardı çok şefkatliydi sevgilisine hiç kötü söz söylemedi.belki benim gazımı almak için onun için güzel bişeyler söylemek istedi ama abarttı.
sanki adamdan gerçekten hoşlanıyormuş gibime geliyor.aslında o akşam alsancakta adam masamıza geldiğinde ya o masadaki garip elektirik neydi öyle adamla bağlantısını bir türlü kesememesi o gece o tipte bi adamı yanımıza çağırması benim büyük ihtimalle garip bulacağımı bile bile tamam belki bir gün mutlaka görecektim o adamı belki bir tedbirdi bu
uzun boylu iri yarı salaş solcu tipli adamlardan hoşlanıyorum dememiş miydi bi keresinde sanki bu adam birkaç özelliği hariç bu profile tam uymuyor muydu
olayın yaşandığı ilk günden beri o ona karşı birşey hissetmiyorum ısrarı neydi öyle
iletişimsizlik
olayın ik gününden beri çok agresifim aramızda iletişim sorunu var
sanki her hareketi beni sakinleltirmeye yönelikmiş gibi geliyor bana bazen  ve bazen tek amacı sanki masumluğunu ispat edip benden kaçmak gibime geliyor
insan böyle sinir bozucu bir adama belki sadece arkadaşının hatrına katlanıyor olabilir ama böyle bir sevgilisi olan bir arkadaşa sahip olmak?en yakın arkadaşının sevgilisine bak
o kadar çok şey söylendi ki
artık tek diyebileceğim bilmiyorum demek
magandalaşmak
belki de dünyanın en inatçı insanı öyle dik kafalı biri ki anlatamam ben çatıdan atlasam bile bana asla beni aldattığını itiraf etmez belki ben biraz başta onu korkuttuğum için belki de çevresinden korktuğu için bilmiyorum ama hala ben adama bir kere bile cacnım cicim demedimde ısrarlı
saçını başını yolarak telefonu zorla elimden alması ve bütün deediklerime rağmen ısrarla bi mesajı silmesi bunu hala aklım almıyor
bahaneleri sudan.evet zekice kurgulanmış gibi gözüküyor ama sudan.biraz eşeleyince altı boş çıkıyor.
aslında sadece gönderlilenlere girmeyecektim gelenlerden de silecektim.gönderilenlerde neyden çekindin.işte o aralar biraz ayrı gibiydik senle kızlara biraz seni kötülemiş olabilirim.ee peki o kadar panikleyecek ne dedin.hatırlamıyorum
bazı adamlar vardır bu adamlarda şeytan tüyü vardır.kibar mibar değillerdir hatta baya hanzo tiplerdir ama ağzıları öyle bi lafg yapar ki en ciddi kadın bile yelkenleri suya indiriebilir
muhtemelen bu adamda o tiplerden biriydi hayatta tanıdığım en ciddi en aklı başında hatta kurnaz çok bilmiş diyebileceğimiz bi kızın bu admaın bi tanemli canımlı prensesimli mesajlarından nasıl etkilendiği nasıl hoşlandığı bunu hala aklım almıyor
kadınlar kim derse desin güzel sözlerden hoşlanıyor belki de
bu olayın beni ne kadar etklilediğini kelimelerle anlatamam.çnükü çok değer verdiğim bi isandan gördüm bu hareketi çok değer verdiğim bi ilişkiydi bu.resmen yıkıldım
böyle ipe sapa gelmez bi maganda ve benim minik sevgilim
gerçekten gururum onarılmaz yaralar aldı bir yandan da
aslında sadece sevgi meselesi de değildi bu
salak yerine konulma meselesiydi
ben adama canım bile demedim diyor ama saçını başını yolarak elimden telefonu alıp mesaj siliyor
insan ister istemez başka şeylerden süpheleniyor zaman zaman buna emin oluyor
ve bazen beni yatırştırmak için söylediği yalanlar ortaya çıktıkça daha da yıkılıyor güvenim
insan bazen gerçekten çirkin bi insan olmak istiyor demek kızlar böylesinden hoşlanıyor diye
sadece kezbanlar değil belki bütün kadınlar
aslında bunu sadece düşünmedim aslında gerçekten çirkinleştim son zamanlarda
bazen öfke patlamları da yaşıyorum
aslında kendimi boşu boşuna sinir krizlerine sokup duruyorum
ortada silinen bi mesajdan çok daha fazlası var  bi tanemli mesaj bir tane değildi ki hemen arkasında bi tane daha vardı aynısından yine yarın kalkınca beni ara diye kız mesajlarını silmeyi seviyor galiba facebookunda da en son görüşmesi dört ay önce gözükmüyor muydu her neyse belki adamdan gelen sakıncalı mesajları hemen siliyordu çünkü neredeyse arka arkaya (tarhlerini hatırlayamıyorum ne yazık ki) iki tane bitanem seni çok fena özledim yarın kalkınca beni ara mesajı vardı
bilmiyorum
ama kesin olan bişey var anlattığı hikayeye eğer ikmizde 13 yaşında olsaydık inanabilirdik ben ona moral veriyodum filan
sadece görebildiğim kadarıyla bile iki yetişkin insan arasında resmen bir flörttü şahit olduğum
belki adı konulmamış
yolun buradan sonrası bi karar vermem gerekiyor
düşünüyorum da belki zaman zaman o kadar takıntılı davrandım ki karşı tarafa şunu deme fırsatı verdim evet zaten o saplantılı biri ortada hiçbi şey yok
çünkü şimdiye kadar üste çıkmak için her fırsatı kullandı.mesela ben biraz yumuşayınca aslında ben o sırada kardeşime yazmak için almıştım telefonu elinden filan bile dedi kendinin bile ilk gün itiraf ettiği bi yalandı bu
ilk günden beri geçinmesi çok zor bi karakterdi
ama hala olayın akışını değiştirecek yeni deliller aramaktan alıkoyamıyorum kendimi
çok temel şeylerde bile ifade değişikliğine gitmesi düşündürüyor beni
mesela silinen mesajın ne olduğunu konusu
mesela bugün aslında seninle bile ilgili değildi kardeşimle bişey konuşuyoduk onu sildim dedi laf arasında yani bilemiyorum çok düşündürücü her şey farklı açılardan bakmaya çalışıyorum acaba ben mi onu çok sıkıtıştırdım bazı şeyleri söylemtmek için diyorum ama bilemiyorum
bi dakka öyle dememiş
ama kardeşimle mesajlaşıyodum bölümünde ısrarcı
sahi o gece son gelenler arasında kardeşinin mesajları var mıydı
yeni gelişmeler
ailemin ısrarı üzerine kız benimle bu aralar yeniden konuşmaya başladı  hatta olayları yeniden bir gözden bile geçirdik biraz özet geçerek
bana zavallı bir meczup gibi davranıyor sanki biraz
aslında unuttuğum ya da o zaman üzerinde durmadığım bazı şeyler dikkatimi çekti
bikaç gündür takıntılı biçimde bunları sordum durdum
yıpratıcı bir süreçti



21 Mayıs 2014 Çarşamba

gaziosmanpaşada yapayalnız bir ortaokul öğretmeninin veda mektubu babında

gaziosmanpaşa türkiyenin en kalabalık ilçelerinden biridir.avrupa yakasında yer alır.hergün anadolunun çeşitli yerlerinden göç almaya devam eder.gaziosmanpaşanın tavuk dönercileri ve 15-20 yaş arasında saçları şekil (!) ve yolda yürüken yüksek sesle telefonla konuşan delikanlıları meşhurdur.kahramanımız ahmet gaziospanpaşa ile habipler arasında bir yerde ortaokul öğretmeni.milyonlarca insanın yaşadığı ama kimsenin adını duymadığı o isimsiz ilçelerin birinde.habipler nasıl anlatmalı bilmiyorum ilk bakışta insana savaştan yeni çıkmış bir yer gibi gözükebilir.istanbulun en yıkık dökük semtlerinden biridir.hani kafanıza bi kefiye ya da poşu geçirip arapça bişeyler bağırsanız bu videoyu izleyenler bunun büyük ihitimalle abd israil cihatçılar ya da baas rejimi uçakları tarafından az önce bombalanmış bir ortadoğu kasabası olduğunu sizin de düşmana lanetler yağdıran masum bir yöre sakini olduğunuzu düşünebilir.belki biraz abartmış olabilirim ama habipler gerçekten istanbulun en dökük semtlerinden biridir.halkının büyük kısmı damperli kamyoncudur.hahiplerden gaziosmanpaşa yönüne devam ederseniz giderek genişleyen bir kentsel yığılma içinde bulursunuz kendinizi şehir kollarını açıp sizi içine almaya başlar.artık pek fazla çayır çimen gözükmez olur.yaklaşık bir milyon kişinin yaşadığı sultançiftliği ardı sıra sıralanan tavuk dönerciler ve yılık yamuk arabaların arzı endam ettiği oto galeriyle sizi selamlar.halk kısaca çiftlik der buraya.ahmet de dolmuşa binip işe giderken pazaryı uzatırken bi çiftlik der.koskoca bir milyonluk yerde tek bir sinema salonu bile yoktur.habiblerden arnavutköy yönüne doğru gidecek olursanız yolun sol tarafında arnavutköye hemen varmadan kayaşehir siye bir yer gözünüze belki ilişir.işte burası da ahmetin işten eve gelip akşam olup uyumayı beklediği memleketten onun peşinden buraya sürüklenmiş ana babasıyla çene çaldığı neredeyse iki yıldır kelimenin tam anlamıyla vakit öldürdüğü yerdir.bir sıkıcılık adasıdır kayaşehir.ahmet istanbula atanmış gibi değil de kayaşehire atanmış gibi hissediyor kendini.habiplere geri dönelim gaziosmanpaşa yönüne doğru gidelim ama çok değil.işte ahmetin çalıştığı okul.size birfikir vermesi açısından şunu söyleyebilirim hakkari beytüşşebap ilçesini 4. tercihine yazan bir öğretmene orası değil de burası 5. tercihi olan bu okul gelmiştir.ne kadar popüler (!) bir yer olduğunu varın da siz düşünün.
ahmet öğretmenliğin kendisi için doğru meslek mi olduğunu hala düşünür durur.tamam belki bu varoş semtin çocukları aşırı derecede yılışık ve şımarık olabilir ama nedense ahmeti gördüklerinde başka öğretmenleri görünce yapmadıkları gibi neredeyse tavana tırmanacak kadar sşımarıyorlar.burayı sık sık bir tımarhaneye kendini de kendisini öğretmen zanneden bir akıl hastasına,bazen de basit bir müstahdeme benzetiyor.aslında ahmet için öğretmenlik her zaman birinci tercih olmamıştı.hatta üçüncü veya dördüncü tercih de değildi.ama mecburiyetten yazacak başka birşey bulamadığı ya da artık adına ne derseniz deyin geçim sıkıntısı gelecek kaygısı vb bu yüzden yazdığı bir bölümdü.ama hiç bu kadar da zorlanacağını düşünmemişti.hem işi yaparken hem de işe girerken.yaklaşık beş sene atama beklemiş,en sonunda atanmış,ama lafını dinleyen bir tek öğrenci dahi bulamamış falan filan
öğrencilerden öğretmenlerden yöneticilerden herkesten çok sıkılmıştı.herşey ve herkes gözüne basit gözüküyordu.
bugün yine herşey aynısı gibi olacaktı.bütün gün okulda sinir harbi yaşadıktan sonra evine gidecek tuvaletteki taşları sayacak sonra uykusu gelecek sonra takınıtılı birisi olduğu için gidip tekrar tuvaletteki taşları sayacak gece iki üç gibi kafasında düşünceler sızıp kalacak
ama işte bugün diğer günlerden biraz farklıydı kahramanımız ahmet boş dersinin olduğu bir vakit aralığında artık kafasındaki düşünceler dayanılmaz hale geldiği için eline kalem kağıt alıp yazmaya başladı.yaklaşık kırk dakika sonra hepsi birbirinden azman altmış tane sekizinci sınıf öğrencisine dersi olduğunu bile unutarak

3 Mayıs 2014 Cumartesi

yanlış anlaşılmalar

yaşlı adamla bir sinir hastalıkları hastanesinde tanıştık.o zamnalar harçlığımı çıkartmak için küçük bir oyuncu grubuyla gezici bir tiyatroda çalışıyordum.bir yandan da tıp eğitimimi tamamlamaya uğraşıyordum.ekibimiz benim gibi bikaç öğrenciden,eski türk filmlerinde "almancı kadın" tiplemesiyle meşhur olmuş eski unutulmuş bi oyuncu teyze ve şöför haydar abiden oluşuyordu.haydar abi bi süre okul kantini işletmiş,bi ara ırakta hapse düşmüş görmüş geçirmiş bi adam.koyu menderesçi.varoşlardaki okullar,hastaneler yaşlı bakım evleri gibi yerlere gider duruma göre zaman zaman "palyaçoluk"  zaman zaman sihirbazlık zaman zaman da küçük skeçler sergilerdik.
hayatımda gördüğüm en yalnız ama en neşeli -sürekli gülümserdi,hiç anlam veremezdim- ve en tembel adamlardan biriydi ahmet amca.eskiden öğretmenlik yaparmış.büyük savaştan hemen önce.sonraları çok yıpranmış,daha fazla sürdürememiş.sıkıntılı bir semtteymiş çalıştığı yer.üstüne özel hayatındaki sorunlar eklenince daha fazla kaldıramamış.bir süre gelip geçici işlerde çalışmış,ordan oraya sürüklenmiş,sonra aklını iyice "oynatmış".tanıştığımız hastane belki ikinci belki de üüncü hastanesiydi emin değilim
gençken geldiği istanbulu hiç sevmemiş,bizim geldiğimiz istanbul çoktan ölmüş istanbuldu,biz istanbulun cenazesine geldik derdi sık sık.ancak buna rağmen kopamamış buralardan.çok sık hayatın anlamını filan sorgulayan biri değilimdir ancak ancak nedense ahmet amcayla sohbet etmekten geri alamıyordum kendimi.kendine has bir "halk filozofu" gibi bişeydi ahmet amca.konuşmaları garip tutatrsız sık sık kendini tekrar eder gibiydi,ama yine de insanı çekiyordu.sık sık hayatın anlamsızlığındanşikayet eder insanların ikiyüzlülüğünden şikayet eder sonra durup hayata anlam katacak olan da bizleriz derdi.sonra tuvalete gider bir saat sonra döner sonra en az kırkbeş dakika yediği çiğ köftenin bağırsaklarını nasıl tıkadığını anlatırdı.aslında eskilerin deyişiyle bir meczuptu ahmet amca.aslında yaşadıkları düşünülünce neden çıldırdığı anlamak zor değil.bana bir keresinde ressam şair yada en azından bir yönetmen olmak istediğini söylemişti.ancak onun liseye gittiği zamanlar -biraz da kendi öngörüsüzlüğüyle- değişen kanunlar nedeniyle istediği bölümü okuyamamış.bu onun için çok büyük bir yıkım olmalıydı.çünkü tanıştığım onlarca "kültürlü" insandan daha fazla düşünen sorgulayan araştıran bi adamdı.bu "deli" haliyle bile.onu ayva kompostosu kuyruğunda tekerlekli sandalyedeki başka yaşlı bir adamla sıra kavgası yaparken görmek yerine,ne bileyim bi televizyonda ya da bi konsferansta tatlı tatlı tarih ya da felsefe anlatırken görmek daha hoş olurdu ne çok isterdim böyle bişeyi
liseden sonra şartlar öyle gerektirdiği için öğretmen olmuş.sanatla felsefeyle bağını üzüle üzüle kesmek zorunda kalmış.ailesinin finansal sıkıntıları vb sebepler yanlış kararlar
sonuçta kendini uzun ve sıkıcı bir eğitim ardından çevre yolunun uzağında kalan bir istanbul semtinde,kalabalık boğucu bir tür "getto"da öğretmen olarak bulmuş.öğrenciler ilgisiz ve sımarık sınıflar seksen kişilik.öğretmenden çok dadıydık,o zamanlar kendimize çocuk çobanı lakabını takrdık demişti bir keresinde hiç çekinmeden.eğitim vermenin neredeyse imkansız olduğu,birazcık sessiz sakin görünen birinin kendini bir anda ateş çemberi içinde bulacağı tam bir kurtlar sofrasıymış burası,insanlar ikiyüzlü ve yapmacık,çocuklar tam birer canavarmış
tayininin çıkması için tam beş yıl beklemiş okul bittikten sonra.o yüzden başlarda çok zor gelmemiş çalıştığı yer ona,yıllar sonra iyi kötü kendi parasını kazanıyormuş,ailenin borçlarını ödüyormuş
hayat o zamanlar da şimdiki gibi zormuş.bütün bunları düşünerek belki arada birkaç iyi çocuk da yetiştiririm diye kendini motive ediyormuş
sonra... sonrası çok daha uzun bir hikaye
şair yönü de vardı ahmet amcanın bana bir keresinde kör adam ve gül diye bi şiir okumuştu.elinde gül tutan kör bir adam görmüş bir gün,onun resmini çizmek için ressam olmak istemiş,çünkü bu "imaj" nedense ona çok kuvvetli etkileyici gelmiş.sonra ressam olmadığı için şiirini yazmaya karar vermiş,güzel bir şiirdi ama hemen hemen hiç hatırlayamıyorum.şöyle bi mısra geçiyordu içinde biz insanlar dünyayı anlamak için tarih ve coğrafyayı keşfettik.
garip bi halk filozofuyu dedim ya ahmet amca.bir keresinde askerdeyken okuma yazma bilmeyen bir askerle dünyanın nasıl oluştuğunu tartışmışlar,okuduğum hiç bir felsefe kitabı o askerle yaptığım konuşma kadar doyurucu olmamıştı demişti.ee sonra hayatın anlamını buldunuz mu diye sormuştum.sadece huzur içinde ne geçmişi ne geleceği düşünmeden koğuşlarımıza çekilip uyuduk demişti.
ahmet amca için "yanlış anlaşılma" adeta bir takıntıydı.felsefe veya mantığa olan merakından kaynaklandığını düşünmüştüm uzun süre bunun.biçbirşeyin kesinlikle yanlış anlaşılmaması için azami özeni gösterirdi.her zaman ama her zaman.bu kalem kimin?benim.senin mi?evet benim.tamam.
ahmet amca tuhaf alışlanlıkları olan bir adamdı.bir keresinde neden herşeyden bu kadar emin olmak istiyorsun diye sordum.merğersem işin altında çok derin bir hikaye saklıymış.dünyanın en eski hikayelerinden biri.çözülmesi neredeyse imkansız "sorun"lardan biri.evet tahmin edenleriniz olmuştur çoktan.her büyü yazarın şairin  öenmli adamın hayatının en azından bir bölümüne yön veren şey,kadınlar.tamam ahmet amca belki altına pisleyen bir meczup olabilir.bir dahi,veya önemli bir devlet adamı,şair ya da filozof değil.yarı-aydın diyebiliriz belki ona en fazla.ama işte bir yerinde onun da hayatına kadınlar yöne vermiş.
mesleğinin ilk yıllarında kendisi gibi öğretmen bir kızla tnaışmış.uzun süre flört etmişler.ancak ayrı şehirlerde yaşıyolarmış.bu yüzden çok zorluk yaşamışlar.ahmet amca zaten üniversite ve askerlik yıllarında çok uzak kalmış evinden,çok uzun yıllar boyu yaptığı yalnız şehirler arası yolculuklar,saatlerce günlerce süren tren ve otobüs yolculukları.bunlardan ne kadar bıkmış olursa olsun yine düşmüş yollara o kız için.yılların  -belki de onun biraz kırılgan oluyla ilgili- açtığı derin yaralar,sinirsel hastalıklar vb her şeye rağmen bu kızın peşinden koşmuş.herşeye karşı koymuş.direnmeye çalışmış,istanbulun uzak bir köşesinde "medeniyet"ten uzakta yapayalnız ve karanlık hayatında bir ışık olarak görmüş kızı.geceleri bekçi kulübelerinin ışıklarında başka bir manzarası olmayan sitede balkona çıkıp onu düşünmüş,bu sıkıcı yarı açık cezaevi gibi gözüken bloklardan oluşan korkutucu manzarayı onun hayaliyle yumuşatmış belki
karanlık ve acı dolu geçmişini bile belki bu şekilde temizleyebileceğini düşünmüş,aydınlığa çıkabileceğini
ama yaşanan yaşanmıştır.ve hiçbir zaman unutulmaz.hep iz kalır.yara belki kapanır evet iyileşir.ama işte izi kalır.
hayatının merkezine oturttuğu bu kız başlarda ona iyi gelmiş ama sonra herşeyin knedi "hayal dünyası"ndaki gibi olmadığını fark etmiş.idealize ettiği kızın,sıradan iş güç derdinde,hayat gailesi peşinde koşan,nasıl demeli işte sıradan biri olduğunu anlamış.ve herkes gibi küçük zaafları da olan biri.üzülmüş ancak kızın daha sonra yapacaklarıyla tamamen yıkılmış.adeta kafkanın çıkışsız öykülerindeki adamlar gibiymiş ahmet amca.
oldu olası karamsar bir adammış.hatta lisedeysekn belki ergenlik merakıyla kafka tarzı karanlık hikayeler bile kaleme almış.
ama ne ahmet amca hiçbir zaman tam anlamıyla özendiği avrupalı bir yazar olabildi.ne de türkiye hiçbir zaman tam manasıyla "avrupalı" bir ülke.işin tuhaf tarafı ben bunlrı henüz düşünürken ahmet amcanın lafı ağzımdan alıp söylemesiydi.
ne ben hiçbir zaman avrupalı romantik bi şair olabildim ne de  benim yazdığım aşklar romantikti dedi.ve ekledi biz ortaçağı bile tam yaşayamadan modernizme geçen,geçmeye çalışan güel ülke... benim garip asya tipi üretim tarzım
hayıt yanlış anlaşılmasın benim çıkıtığım bütün kızlar öyle "mahalle kızı" değildi tamam bazı "mahalle kızları"yla da çıktım.ama nasıl demeli bilmiyorum olmadı işte.ne ben dürüst romantik bir aşıktım ne de karşımdakiler.genç verfel gibi canıma kıymadım.en bunalımda olduğum an bile.bazen günlerce yataktan çıkmadım.ama çıkınca da çamaşırlarımı anneme yıkattım.
çarpık bir zamanda çarpık bir yer yerde doğdum.oturduğumuz semt izmirin göbeğindeydi,ama "elit" olmaktan çok uzaktı.ailem bile bir garipti.baba tarafım asyanın en derinlerinden,anne tarafım avrupanın en ücra yerinden.izmirde doğdum istanbula geldiğimde otuz yaşındaydım neredeyse,ilk kez gördüm istanbulu.hayatımın ilk otuz yılı küçük kasabalarda bir baltaya sap olmaya çalışmakla,küçük zabit okullarında geçti.büyük dedem hamidiye alaylarında subaymış,buna rağmen annem açırı sağcı bir cumhuriyetçiydi.babam alkolikti.ve sanırım su katılmamış bir salaktı.
aslında iyi uysal bir çouktum.yetişkinken de öyleydim.ancak her zaman şiddete de bir meylim oldu içten içe.bezen yaramazlık yapan öğrencilerimi çok kötü tokatladığım olurdu.aslında hiç beklemezlerdi benden böyle birşeyi belki de böyle birşeyi beklemedikleri için bu kadar yaramazalık yaparlardı.yıllar sonra öğretmenliğin bana uygun olmadığını anladım,korkutucu bir tipim yoktu,bilmiyorum kimyam mı desem elektiriğim mi desem bu varoş öğrenci tayfasında bir çekinme yaratmıyordu,aslında hiçbi tür öğrenci tayfasında yaratmıyordu.çocuklar beni görünce sanki palyaço görmüş gibi sevinip gülüp eğlenip şımarmaya başlıyorlardı.bu nedenle bıraktım öğretmenliği.belki lisede ya da ne bileyim üniversitede hoca olsam böyle şeyler yaşamazdım.ama ne yazık kı sıbyan mektebi hocası olmuştum işte,eskilerin deyişiyle.pasif agresiftim.bundan eminim zaten bu hastanedeki doktor beyle de çok konuştuk bunu.bazen bir savaşa katılmayı bile çok istediğim oldu.ve bir keresinde büyük savaşa katılıyordum neredeyse.hayatı boyunca yanlış anlaşıldığımı ve başıma gelen şeyleri hak etmediğimi düşündüm durdum.benden çok daha "vasıfsız" insanların benden çok ileri de olmasını kıskandım.bazen böyle insanlar yüzünden işimi kaybettiğim de oldu.aptal bir taşralı suratın ya da üniversiteye doğru düzgün gitmemiş kabadayı kılıklı bıçkın bi mahalle kabadayısının bana emir vermesini kaldıramadım.çok azar işittim.aslında her zaman bir iletişim sorunum vardı.başıma gelen şeylerin sadece benim başıma gelmiş gibi korkunç olduğu sanrısıyla yaşadım yıllarca
sözlerim yanlış anlaşılmasın bir polyanna da değilim.poizitif düşün daima düsturu bana biraz ters geliyor.evet gerçekten ezildim hak etmediğim şeyler geldi başıma ve bunlar ufak tefek sıkıntılar da değildi.evet gerçekten benimtırnağım bile olamayacak insanlar -kendimi çok büyük gördüğümden değil,bu insanların gerçekten çok alçak olmasından- hayatta her zaman hadi her zaman demeyelim çok zaman karşıma çıktı.tanrı biliyor ya hayatım bazen gerçekten cehenneme döndü.
hep bir yerlere ait olmaya çalışsam da ,bir şeye bir gruba bir felsefeye bir insana aklıkna ne gelirse işte,bazen benden kaynaklanan şeylerden dolayı beceremedim bunu.insanlara düşman mıyım?hayır pek sayılmaz,ama dört dörtlük bir hümanist olduğumu da iddia edemem.freudun dediği gibi iyi de kötü de bizim içimizde yaşatma ve yok etme bizim içimizde
bu dünyayı ve belki evreni yaşanabilir bir yer haline getirebiliriz.kendini değiştirme yeteneğine ship tek canlı biziz bu dünyada.aktörler senin gibi aktörler evladım bunun en güzel örneği değilmisiniz?
ha unutmadan diye devam etti ahmet amca şunu söylemeden geçmeyelim,konuştuklarım boş bir etik veya felsefe nutuğu gibi gelebilir gözüne.onun için bunu nasıl yapabileceğimizi de söyliycem sana.sadece konuşmak yetmez.her zaman aktif ve siyasetin içinde olmalıyız.unutma siyaset sadece siyasi partilerden ibaret değildir.sadece siyasi partiler değildir siyaset yapan.çocuklara ya da kanser hastalarına yardım eden bir dernek vakıf ne bileyim trafikte yayalara yol vermek bile siyasetin parçadısır.hayata kaşı bir bakışın bir duruşun olması lazımçbelki bunu söyleyecek son kişi benim ama bu doğru.bunlar kulağa boş laflar gibi geliyor olaiblir ee ahmet amca sen memuriyetten istifa edip "dünyayı kurtarmak" için bi şeyler yapsaydın bir derneğe ne bileyim bi partiye üye olsaydın diyebilirsin.ama şunu unutma ben akıl hastanesinde yatan bir "meczup"um.eylemlerim ve düündüklerim arasında sakın bir paralellik kurma.evet bu benim savunma mekanizmam bay tıbbiyeli.-burada göz kırptı bana- ama cidden hayat boyunca yaptıklarımın beni nereye getidiğine bakarsan eylemlerimi takip etmemenin senin için en hayırlısı olabileceiğini düşün
ama bazen güzel sözler söylüyorum.bunlar hoşuma gidiyor
uzun konuşmuştu,sanki hiç bir şeyi atlamamaya çalışıyor bu yüzden hızlı konuşuyordu,soluk soluğa kaldı.sonra sanki hiç bir şey olmamış gibi pijamasını çekiştirerek uyumaya gitti.
kumpanyamnız o civarda birkaç gün daha kaldı.istanbulunhayli dışında hani bakkala ekmek almaya arabayla gidilen sitelerin olduğu bir yerdi.
yaknılardaki mahallelerin birindeki mıhafazakar bir okulda bir hayli değiştirdiğimiz bir çocuk oyunu sahneledikten sonra -minik ördek büyüyüp kudüsü kurtarmak için filistinli bir örgüte katılıyordu- karavanlarımıza çekildik.buradaki son gecemiz olacaktı.
gece karavanın camlarına vuran damperli kamyonların ışıklarından belki de ahmet amcanın aklıma takılan "imaj"ından sıyrılamadığım için uyuyamadım.
pantolonumu giyip ahmet amcanın kaldığı hastaneye kadar yürüdüm.çok uzak bir mesafe değildi.onbeş dakikalık yürüyüşten sonra hastane görevlileriyle karşı karşıyaydım.nönete kalanlara ahmet amcayı sordum.uyumuyorsa aşağıya gelebilir mi dedim.böyle bir şeye izin veremeyeceklerini ancak çok istersem bir onbeş dakika onu odasında ziyaret edebileceğimi söylediler.hasta bakıcıylayukarı çıktık.tek kişilik minik mi minik bir odaydı.bir yatak bir televizyon ve ikisi arasında ancak bir insanın geçebileceği bir boşluk
kafamda hangi yazarın bu odayı nasıl "tasvir" edeceğiyle ilgili şeyler düşünmeye başladım.korkun komik eğneceli çılgın absürd tasvirler daha sonra kuru yalın tasvirler hepsi gelip geçti bi an kafamdan.ben olsam nasıl yazardım bu odayı.hikayeyi odaya girerken mi başlatırdım,yoksa aşağıdan danışmanın ordan mı,durum hikayesi mi olurdu acaba yoksa kısaca bi karakterleri mi tanıdırdım,genç adam odaya girdi,girer...  çok çeviri kokuyor birinci kişi ağzından mı anlatırdım acaba odaya girdim,büyük hitimalle uzun yıllardır ahmet amcanın kaldığı odaydı...ihtimal mi yoksa olasılık mı demeliyim acaba,kelimelerin prgmatik anlamları hakkında düşünmeye başladım.sonra şöyle bir gerilim hikayesi mi olur bundan acaba diye düşündüm.ucuz bir gerilim olmasını istemezdim hiç,ama ne bileyim öyle avrupalıların ağdalı uzun uzun felsefe paraladıkları romanlar gibi de olsun istemezdim,canlı ama modern bişey olsun isterdim,postmodern edebiyata da karşı değilimdir aslında,ama biz henüz klasik roman üretebildik mi de postmoderne geçelim,tamam haksızlık yapmayalım türk edebiyatı gerçekten güçlüdür,ama dur bakalım biz moden bir toplum değiliz ya,ee nasıl yazıcan o zaman koçaklama mı yazacaksın,destan mı yazacaksın,ahmet amcayı dede korkut mu yapcaksın.aslında dışavurumcu bi yapıt hayali kuruyorum,öznenin yani benim sesim duyulsun istiyorum benim yaşadıklarım,benim gördüğüm biçimde,avrupadaki gelenekle de ucundan bağlantılı,ama aynı zamanda yerli.toplumcu sanat bunu çok mu burjuva bulurdu acaba bu denli bireysellik.ee iyi de kardeşim ben şehirde yaşıyorum,orta halli bi şehirliyim,benim yapıtım "küçük burjuva" olmayacak da kimin yapıtı olacak.edebiyatta "kök"lerimize mi dönmeyliz acaba.aytmatovun şiir gibi dilini çok sevmiştim.ama anti-komünist değil miydi ya o,yok o soljenitsindi salak,propagandist edebiyatı sevmiyorum.evet kökler diyordum,osmanlı selçuklu orta asya hangi kökler
anlaşıldı ben hiçbirşey yazamayacağım bu kararsızlıkla
ahmet amca televizyonda bir yarışma programı izliyordu.beni görünce sevindi ayağa kalkmadan yerinde biraz doğruldu gel otur azıcık dedi.oturdum bir süre konuşmadan televizyon izledi.pislik mi pislik çirkef mi çirkef bir yarışmacı kız takım "arkadaş"ını takımdan atmak için diğer "arkadaş"larıyla kulis yapıyordu.ahmet amca güldü.insanlar hiç değişmeyecek öyle değil mi?antik yunanda da yaşlılar filozoflar yeni neslin ne kadar kötü olduğunu anlatırlardı.aradan kaç bin yıl geçti yaşlılar eski kuşak hala gençlerden dert yanıyor.aslında sorun genölerle ilgili değil.sorun gençlerin de "insan" olduğunu unutmamız.çok "şopenhaur" gördüm sbugün seni ahmet amca dedim.güldü.senin kafana takılan bir şey var dedi.hayıt yazar bu manzarayı nasıl... hayır bu değildi,evet kafamda bir soru vardı o sorunca aklıma geldi ama kafamda bir soru olduğunu.ahmet amca hani yeni öğretmen çıktığında bir kızla flört ediyomuşsun nasıl ayrıldınız hiç anlatmadın
birkaç saniye durdu ancak bu süre bana o kadar uzun geldi ki anlatamam.sanki bütün yaşananlar,üzerinden uzun yıllar geçmiş o ilişkiyi nasıl en ince ayrıntısına kadar hatırladığını hissettim.bir ilişki,uzun süreli,bir ilişkiyi "ilişki" yapan,sanki insan vücudunu oluşturan milyonlarca küçücük hücre gibi,o milyonlarca küçük ayrıntı...sanki kelimeler,konuşmalar,sarılmalar,verilen sözler,bir hafta sonu sahilde yürüyüşleri,o her zaman canlı canlı kıpır kıpır "o anda" oluşumu.kelimlerle anlatılamayan sanki bir "oluş" gibi birşey olan  bütün o -bu kelimeden nefret etsem de kullanmak zorundayım- yaşanmışlıkları
evet sanki tanımadığım bir yazara öykünüyordum.hayatı anlatmaya ve anlamaya çalışmak çok zordu.bir ifade biçimi bulmak gerekyordu herşeyden önce.bu bulunan biçim de sonuçta bizi var ediyordu.belki bu yüzden herşeyi baştan yaşayıp deneyimlemektense önceden yaşananlardan "ders" alabilirdik.ahmet amca kanlı canlı karşımdaydı.onun hayatını anlamaya çalışırken sanki kendi hayatımı anlamaya çalışıyordum.nihayetinde en temel ve basit soruya geliyordu konu.hayatın anlamı.evet bir yazara öykünmek onu örnek almak bir filozofu veyahut bir şairi
hayatı anlamak aslındabir anlamda onu ifade etmektir.
basit bir çoban olsaydım.ve bunların hiçbirini duymasaydım.ya da o gün açlıktan ölmemek için yiyecek bulmaya çalışan bir sefil olsaydım bütün bunlar ne anlam ifade ederdi bana
kafamda çılgınca sorular koşusturup duruyordu.belki hiçbirşeyi anlayamazdım bir şeye başlamadan  bir şey olmadan tamamen aklımı kaçıracak ve ahmet amcaya dönüşecektim
hani freud neredeydi şimdi?egomun bir denge sağlaması gerekmez miydi?neden bir denge sağlayamıyordum.neden bir hiç olup yok olmaktan ölmekten anlaşılmadan kayıp gitmekten bu kadar korkuyordum
cevap psikoloji miyid?felsefe,din?ahmet amca?neydi bu yuvarlanıp giden çılgın dünya?çırılçıplak uyanıp bu et salya ve çamurdan ibaret dünyada gözlerimizi açmamız,bunu hak edecek ne yapmış olabiliriz?sanırım bir panik atak krizi geçiriyordum.ayağa kalkıp odadaki küçük pencereyi açtım.ahmet amca birkaç saniyedir susuyordu sadece.bu kadar kısa sürede aklıma nasıl bu kadar çok üşünce gelmişti şaşırmıştım.ahmet amca kız diyorum dedim.ha tamam dedi nihayetr.kısacık bir an gözleri bir heykelinki gibi donmuş haldeydi.şimdi kendine geldi.yanlış anlaşılma dedi.masıl dedim.bir gün başka bir erkekle yazışmalarını buldum.tam okuyamadığım içeriğini.hazlıca alıp yok etti hepsini.sonra bana  günlerce birbirinden farklı hikayeler anlattı durdu.tartıştık.sonra günlerce konuşmadık.adamın bulup yanına gittim konuştuk kızın anlattığı şeylerin benzerlerini anlattı.sonunda ikna oldum açıklamalarına.barıştık.ama aklımın bir köşesinde o yazışmaları neden yok ettiği sorusu vardı.bunun yanlış anlaşılmaya çok müsait olduğunu söyledi.ama masumiyetini ispat edecek kanıtları da yok etmişti.giderek daha çok tartışmaya başladık ve ayrıldık.ben orada ne yazdığını merak ettim durdum hep.hayatım boyunca.ve aslında bzen düşünüyorum da hayat da bazen yanlış anlaşılmaya müsait bişey.hiç bir zaman orada ne yazdığını bilemeyeceğim.hayatta da çoğu zaman bazı şeyleri gözümüzle göremeyeceğiz.bize düşen sadece seçimler yapmak olacak.sadece seçimler yapmak.pes etmek ya da devam etmek